5 Haziran 2011 Pazar

6 haziran akşam - FATİHANIN ZİHNİ İNŞASI 4

FATİHANIN ZİHNİ İNŞASI - 4

Bu konuyu Besairul Kuran isimli tefsirinde Ali KÜÇÜK şöyle açıklar:

Bizim hayatımızın kulluk maddelerini düzenleyen Allah’tır.
Bu­rada kul olarak bizim hatırımıza şöyle bir sual gelebilir.
Tamam, benim haya­tımda yaptıklarımın, yapacaklarımın tümünün kararını alan Allah’tır.
Ben O’nun benim adıma tek taraflı seçtikle­rini yapacağım.
O benim adıma neleri yapmamı istemişse ben sadece onları yapacak, neleri yapmamamı istemişse onlardan uzak dura­rak irademi O’na teslim edeceğim. Tamam bunu anladım ve ka­bullendim de,

acaba Rabbimin tek taraflı, bana sormadan, benim fikrimi almadan benim hayatıma tespit ettiği bu programın, bu yaşam biçiminin, bu kulluk prensiplerinin tamamı benim menfaatim icabı mıdır?
Acaba Rabbimin benim adıma aldığı kararların tamamı benim hayrıma mıdır? Acaba Rabbimin ka­rarlarının tamamını yapayım mı? Yap­mayayım mı? Yaparsam ne ka­zanır, ne kaybederim? Kul olarak aklımıza böyle bir soru gelebilir.



Meselâ ben insanlardan birisiyle, içinizden birisiyle bir ticaret ortaklığı yapmaya karar versem,
ortaklık anlaşmasının şartlarını tek taraflı olarak karşımdaki şahsın hazırlamasına razı olmam, ola­mam.
Çünkü karşımdaki bir insandır. Zaafları vardır, menfaat duygusu var­dır. Kendi lehine hareket ederek beni kandırabilir.
Onun içindir ki bu konuda ondan kuşkulanabilirim ve gözü kapalı ona teslim olmayabili­rim.
Zira karşımdaki bir insandır ve her ân beni kandırabilir.
Meselâ karşıma şöyle bir anlaşma metniyle ge­lebilir: Sermayenin 10/9 unu bana, 10/1 ni kendisine, kârın da 10/1 ni bana, 10/9 nu kendine ayı­rabilir.
Böyle bir anlaşma şart­namesiyle, metniyle karşıma çıkıp baş­tan beni kandırabilir.
İnsan olduğu için kuşku duyabilir, onunla böyle bir ilişkiye girmeyebilirim.

Ama Allah için böyle bir şeyi düşünmek mümkün değildir.
Çünkü bakın bizim hayatımıza bize danışmadan tek taraflı kulluk maddesi alan Rabbimiz bu konuda herhangi bir endişemiz olma­sın diye besmelenin üçüncü kelimesinde bizi serinletmek ve ra­hatlatmak üzere şöyle buyurmaktadır.

“(O) Rahmân ve Rahîmdir”
Er Rahmân, Er Rahîm.
O Allah Rahmân ve Rahîmdir.
Sanki bu­nunla bize diyor ki Rabbimiz:
“Kullarım! Benim sizin adınıza tek ta­raflı alacağım kulluk maddeleri, yapacağım hayat programı konu­sunda sakın aklınıza bir şüphe, bir tereddüt gelmesin.
Acaba Rabbimizin bizden istedikleri, isteyecekleri bizim hayrımıza mı, şerri­mize mi? Bizim adımıza yapacağı hayat programı acaba bizim men­faatimize mi, zararımıza mı? diye sakın bir endişeniz olmasın.
Çünkü bilesiniz ki ben Rahmân ve Rahîmim.
Ben sizin için Rahmân ve Ra­hîmim.
Sizi sizden daha çok bilen, sizin hayrınızı, sizin menfaatinizi siz­den daha çok düşünen benim.
Sizin bilmediklerinizi bilen be­nim.
Benim size karşı ilişkim rahmet ve merhamete dayanmakta­dır.
Zaten sizi yoktan var ederken benim bu rahmetim açığa çık­mıştır” buyura­rak, Rahmân ve Rahîm sıfatlarının gündemiyle biz­leri serinletiyor Rabbimiz.
O halde Rabbimizle böyle bir kulluk iliş­kisine girerken zerre kadar bir tereddüt ve korku duymuyoruz.
Çünkü adına iş yaptığımız, hatırına hareket ettiğimiz, hayat prog­ramımızı kendisinden aldığımız, bizim adımıza tek taraflı kulluk maddeleri belirleyen Rabbimiz bize karşı Rahmân ve Rahîmdir.
Bizi bizden çok bilen, bizim hayrımızı, menfaatimizi bizden çok düşünendir O.
Onun için gözü kapalı O’nun programına teslim oluyoruz.

Rabbimiz bu bölümde bizim tüm tereddütlerimizi izâle ederek kendini bize böylece Rahmân ve Rahîm olarak tanıtıyor.
“Kulum, sa­kın sen bu ko­nuda merak etme!
Seni senden daha çok düşünen,
se­nin adına aldığım kararlarla bildiğin bilmediğin bütün zararlardan seni koru­yan,
sana bildiğin bilmediğin bütün menfaatlerini celbeden Rah­mân ve Rahîm’im ben” diyor
ve böyle bir kuşkuyu ta işin başında izâle ediyor, bizi serinletiyor Rabbimiz.

“Rahmân ve Rahîm” Cenâb-ı Hakkın besmele ile zikredilen iki ismidir.
Biliyoruz ki
O’na ait olan 99 isminden sadece bu ikisi besmele ile zikredilir. Rabbimizin bu iki ismiyle alâkalı kısaca şunları söyleye­lim:

Rahmân; düşünebileceğimiz, hayal edebileceğimiz merhame­tin, şefkatin tümünü içine alır.
O’nun Rahmetinin, merhametinin hudu­dunu insan aklının ihata etmesine imkân ve ihtimal yoktur.
Bir hadis­ten öğreniyoruz ki Rabbimizin Rahmeti 99 parçaya bö­lündü ve bu parçalardan sadece bir tanesi dünyaya indirildi.
Onun içindir ki, anne yavrusuna merhamet etmektedir. Onun içindir ki, hayvan yavrusuna merhamet etmektedir.
Onun içindir ki insan eşine merhamet etmekte­dir.
Onun içindir ki, mü'min mü'mine mer­hamet etmektedir.
Dünyada O’nun rahmetinin sadece 100/1’ inin tecellisi böyle ise, varın cennette 100/ 100 ünün tecellisini siz düşünün.

Ama Rabbimizin dünyaya indirdiği bu rahmetinin bu dünyada bazen ters tecelli ettiğini görüyoruz. Meselâ bir Janjark çıkar ve top­lumu adına kendini yakıverir, rahmet ters tecelli eder. Veya meselâ bir anne sabahleyin yatağında mışıl mışıl uyuyan yavrusunun başucuna gelir, merhametinden dolayı onun uykusunu bölmeyeyim diye çocu­ğunu sabah namazına uyandırmaz, rahmet ters tecelli eder. Veya bir Müslüman darılt­mayayım diye arkadaşının namazsız hayatına göz yumar, rahmet ters tecelli eder. Veya karısının, kocasının İslâm dışı tavırlarını ona olan sevgisinden ötürü sîneye çeker, onu uyarmaz, rahmet ters tecelli eder. Böyle bizim toplumda ters tecelli etmiş rah­met misalleri pek çoktur.

Rabbimizin bu Rahmân ve Rahîm isimlerini bazıları şöyle anla­maya çalışmışlar: Rahmân sıfatı dünyadakilere umûmîdir. Cenâb-ı Hak mü’min demez, kâfir demez, dinsiz demez, ateist de­mez, komünist demez, şinktoist demez herkese nîmetlerinden bol bol ihsan eder. Hattâ Allah’ın günü kendisine küfredenlere bile mer­hame­tiyle, rahmetiyle muamele eder. Havalarını, sularını, güneşlerini, ni­metlerini kesivermez insanların. İşte bu Rahmân sıfatının ge­reğidir. Ama tabi burada mü’minin hatırına bir sual gelebilir. Ya Rabbi! Ben dünyada seni Rab ve İlâh bildim. Ben hayat progra­mımı senden al­dım. Bir ömür boyu senin benim adıma aldığın kulluk maddelerine ri­âyet ede-rek yaşadım. Ama sen beni bir kâ­firle denk tutuyorsun. Beni ondan niye ayırmıyorsun ya Rabbi? diye eğer mü’minin hatırına bir soru gelirse, o zaman da Cenâb-ı Hak buyurur ki: Kulum! Sen üzülme, ben senin için Rahîmim de aynı zamanda. Benim Rahîm sı­fatım da var. Bu sıfa­tımın gereği ve tecellisi olarak öbür tarafta sa­dece mü’minlere merhamet edeceğim diyor besmelenin bu bölü­münde. Kulum, sen hiç endişe etme, öbür tarafta seni cennetime ko­yacak ve yalnız mü’min-lere cemâlimi göstereceğim buyurur. Rabbimizin Rahmân sıfatının tecellisini burada görüyoruz, ama belki de Rahîm sıfatının tecellisini öbür tarafta göreceğiz. Cennette cema­lini bize göster­mek sûretiyle Rabbimiz bize Rahîm sıfatıyla tecelli edecektir.

Rahmân ismi tek başına çocuklara isim olarak konmaz, eğer ko­nursa o şeytan olur diyor Allah’ın Resûlü. “Abdurrahmân” şek­linde konulabilir.

Rabbimizin “Rahmân” ismi öyle bir isimdir ki, tüm isim ve sı-fatları buna bağımlıdır. Meselâ Allah “Hâdî” dir, kullarını hidâyet edicidir, ama bu ismi Rahmân ismine bağlıdır. Yâni eğer Rabbimiz Rahmân olmasaydı, sonsuz merhamet sahibi olmasaydı kullarını hi­dâyete ulaştırmazdı. Veya meselâ Rabbimiz “Rezzâk” dır, tüm ya­ratıklarını doyurup besleyendir, ama eğer Rahmân olmasaydı hiç kimseye rızk vermezdi. Öyleyse Rabbimizin tüm isim ve sıfatlarının başı bu “Rahmân” sıfatıdır.

Hiç yorum yok: