8 Haziran 2011 Çarşamba

9 haziran akşam - Namaza nasıl girilir


Hz Ömer Efendimizin (ra) minberden söylediği şu söz

- Adam müslüman olarak ihtiyarlamıştır,
fakat ALLAH için kıldığı tam bir namazı yoktur

Sordular:
- Bu nasıl olur? Hz Ömer (ra) efendimiz şöyle cevap verdi:
- Namazda ki huşu ve tevazusu tam olmayan ve
her şeyi ile ALLAH'a yönelmeyenin hali, budur

Ebu Said el-Harraz'a sordular:
- Namaza nasıl girilir? Şöyle cevap verdi
- O'na Teveccühün kıyamet günündeki yönelişin gibi olsun
O'nun (cc) huzurunda duruşun öyle olsun ki,
aranızda bir tercüman bir aracı olmadan, o seni karşılıyor, 
sen de kimin huzurunda bulunduğunu bilerek 
O'na münacaat ediyorsun
Çünkü O, en büyük MELİK'tir

Bu akşam böylesi bir namaz kılmaya çalışalım, farzedelim ki bugün kıyamet kopmuştur, ve Allahın huzurundayız, işte O gün, işte MALİKİ YEVMİDDİYN, 
Ve merhamet dileniyoruz, RAHMANDAN, RAHİMDEN,
Bu namazda bu şuurla çıksın ağzımızdan RAHMAN RAHİM sözcükleri
Kimsesiziz artık bu şuurla EUZÜ deyip Allaha sığınalım
SUBHANlar bir başka söylensin bugün Sen Subhansın Sen kusursuzsun, biz kusurluyuz
.....
.....
.....

Esselamu Aleyna

9 haziran ikindi - ellerim benim

Benimmi bu eller?!... aman Allahım!...
Bu ellerimi uzatacağım Rabbime Allahu Ekber diye?!...
Ellerimi tanıyamıyorum, birer yabancı bu eller.
Allahın tutan eli olmak varken, şeytanın tövbe tövbe ...
Hayır!... bunlar benim ellerim değil, sevmedim bu elleri, değiştireceğim.

Bugün ikindi namazına bu ellerle çıkmayacağım
Böylesi ellerle huzurda olmayacağım

Bu eller benim ellerimmi?
Eller benimse niye temizleyemiyorum.

Bugün abdest suları bir başka değmeli,bir başka yıkamalı ellerimi
Musa gibi olmalıyım, suyun çocuğu musa gibi

Allahtan korkmalı ve ellerimi,kanatlarımı kendime çekmeliyim
Ellerimi başkalarına bırakmamalıyım koynuma sokmalıyım
Ellerim benim olmalı, başkalarının değil
Ellerim müslüman olmalı, ellerim Allaha teslim olmalı
Ellerimi çıkardığımda koynumdan Musanınki gibi bembeyaz olmalı
Ellerimden nurlu sular süzülmeli,
Ebedi düşmanım üzülmeli, Allah kuluna bakıp sevinmeli

İşte Rabbim, bak deyip koynumdan bembeyaz çıkarmalıyım
Benim ellerimi,
Allaha göstermeliyim ve namaza başlamalıyım
Allahu Ekber

Esselamu Aleyna

                                                                                                            Etkin.Z

9 haziran öğle - kalbi Allaha açmak

Biri imam-ı Azama gelerek
Namazın önemine dair yaşanan hadiseler Ya imam!
Ben namazlarımı huşu içerisinde kılamıyorum namazda iken develerimi otlatıyor,onlarla ilgileniyorum
oysa siz benden daha zenginsiniz
peki siz ibadet zevkine nasıl erişiyorsunuz?
ibadetlerinizi huşu içerisinde nasıl yapıyorsunuz? diye sormuş

İmam-ı Azam Ebu Hanife hazretleri şöyle cevap vermiş
"Ben develerimi kalbime baglamam ki
ahıra baglarım"

9 haziran sabah - medineyide benide ağlatan ezan

Resulü hasta yatağında soğuk terler döküyor. Hazreti Aişe'nin gözü yaşlı, Hazreti Ebu Bekr' in başı yerde, Kainatın Efendisi ebedi yolculuğun eşiğinde son nefeslerini sayıyor. Medine soluk almadan bekliyor.

Buruk yürekler, endişeli bakışlar ve köşelerde sessiz sessiz akıtılan göz yaşları Tek istenilen Şey, bir haber. Habibin sıhhat haberi. Fakat Alemlerin Rabbi daha fazla uzatmayacaktır dünya gurbetini Habibinin. Ahmedi'nin yüreğini daha üzmeyecektir bu çöllerde.


İŞte son an son nefes ve Habibin dudaklarından dökülen son söz: Er'rafiku-l a'la! Er'rafiku-l a'la! Yüce dost! Yüce dost!

Kainatın Sevgilisi ulaşıyor dostuna

Ezan vaktidir.
Resulullah'ın yokluğundaki ilk gecenin sabahı. Bilal elini kulağına götürmek için hazırlanıyor.
Mukaddes daveti duyuracak.
Lakin yüreği yanıyor.
Yanık sesi, yanık yüreğiyle hepten hüzne bürünmüş başlıyor ezan-ı Muhammedi.
Ve tam EŞhedü enne Muhammederrasulullah derken bir hıçkırık kopuveriyor Bilal'in ciğerlerinden.
Bilal ağlıyor, sahabeler ağlıyor.
Dalga dalga hüznüyle yayılıyor gülbang-ı Ahmedi.
Peygamber müezzini ezanı güçlükle bitirebiliyor.

Medine Peygamber Şehri. Hiç böle görmemişti bu Şehri Bilal. Her bir taşından göz yaşı damlıyordu sanki. İŞte bu sokaklardan yürümüştü Resulü. Bu mescitte oturmuştu. Şu kütüktü yaslanıp da hutbe okuduğu. Mübarek ayaklarının değdiği toprak bu topraktı. O'nun gül kokusu sinmişti bu yerlere. Medine O'nu bulduğu gün can bulmuştu. Ama Şimdi o yoktu bu Şehirde. Her zerresine hasretini nakŞedip göçüp gitmişti işte. Bilal Medine'de duramazdı artık. Baktığı her yÖnde O'nun hatırasının canlandığı, yüreğine hicran ateşleri yağdıran bu Şehirde kalamazdı.
Hasretini bağrına basıp Şam'a gitti.
Aradan seneler geçti. Medine peygambersiz, ezanlar Bilalsiz seneler geçti.
Halife defalarca Bilal'i Medine'ye çağırdı.
Tüm ısrarlara rağmen peygamber müezzini kabul etmedi bu davetleri.

Fakat bir gece Efendimiz (sav) rüyasına geldi Hazret-i Bilal'in. Resulü (sav) nurlar içinde ona bakıyor, sitemvâri bir tavırla: Ne zamandır beldemize uğramaz oldun Ya Bilal! diyordu.
Ertesi sabah Bilal, emri alan asker gibi fırladı.
Derhal Medine yollarına koyuldu.
Bilal'in ne sıcakta pişen vücudu ne uzayan yollara bakan gözleri vardı.
Hissettiği tek Şey kalbindeki tarifsiz sızıydı.
özleten, ağlatan, yandıran bir sızı.

Günlerce süren yolculuğun ardından Bilal, sevgilisini gömdüğü hicran Şehrine ayaklarını basıyordu işte.
Ve o gün Medine bir zamanlar çok iyi tanıdığı bir sesle açıyordu gözlerini sabaha.
Sesi duyan daha iyi işitebilmek için kapılara koşuyordu.
Sokaklara dÖkülen insanlar heyecan içinde birbirlerine tek bir Şeyi haber veriyordu.

Bilal gelmiş!

Seneler sonra Bilal Medine'ye dönmüş.
Kalpler sanki yerinden çıkacaktı.
Sokaklarda kadınlar, çocuklar Medine böyle bir şey görmemişti.
Bütün Şehir mescide akıyordu.
Onlar bu sesi hep peygamber hayattayken duymuşlardı.
Bu sesi işitip de gittiklerinde mescide Resulü'nün o mübarek yüzünü görmüşlerdi yıllarca.
Peki ya Şimdi?
İşte bu ses Bilal'in sesiydi.
Yoksa Muhammed Mustafa (sav) , kainatın biricik sevgilisi Şimdi de mescitte miydi?
Birisi deseydi ki: Evet, Peygamberimiz (sav) mescitte, müminleri namaza bekliyor.
Şüphesiz buna inanmayan kalmayacaktı.
Bir anda çağlayan hisler o koskoca hakikati unutturuvermişti.
Resulü artık aralarında yoktu ve dönmesi de mümkün değildi.
İŞte o dem herkes koyuverdi kendini.
Genç, ihtiyar, kadın, çocuk herkes herkes ağlıyordu.
Her Şey ortadaydı.
Bu ses bu semalarda Muhammed Aleyhisselamsızdı.

Bilal de yüreğinin yangınlarına su serpiyordu gözyaşlarıyla.
O da ağlıyordu.
Hıçkırıklara karışan bu ezan bütün Medine'yi ağlatmıştı.
Bu Hazret-i Bilal'in okuduğu son ezanı oldu.
Şam'a döndükten bir süre sonra o da Hakk'ın rahmetine ulaştı.

8 haziran yatsı - namazın kalbi Esmaül hüsnayı kucaklayan Sübhan





Namazda insan Allah’ı (celle celelehu) bütün hatalardan, noksan sıfatlardan, bütün eksikliklerden tenzih eder. Bu söylediğimiz ifadeler, aslında bize eksikliğimizi ve zayıflığımızı hatırlatır.


Kıyamdaki Sübhan İnsana Hatalarını Fark Ettirir


Namaz kılan kişi, Kur’an okuma ve dua ifadeleri içerisinde Allah’ı anmaya “Allah’ı hamd ve şükür, minnet ve takdir duyguları içerisinde kullara ait bütün eksik sıfatlardan tenzih ediyorum. Rabb’imi O’na layık isim ve sıfatlarıyla tesbih ediyorum, anıyorum. (Sübhaneke Allahümme ve bihamdike)


Allah’ı tesbih etme, “O’nu yaratılmışlara ait bütün eksikliklerden, hatalardan ve noksan sıfatlardan tenzih etmek” anlamını taşır. Aynı zamanda her canlı Allah’ı tesbih eder; yani O’nu hatırlar, anar, hal dilleriyle O’nu yüceltirler. Ayrıca tesbih etme, yalvarma, “Sabah ve akşam (günün iki ucuna girdiğinizde) O’nu hamd ile tesbih edin.” ayetinde ifade edildiği üzere namaz, manasını da ifade etmektedir.


Bununla beraber Allah’ı tenzih etme, “tüm varlık; yok olma, ölme, sonlu olma sıfatlarını üzerinde taşırken Hz. Allah’ın onlar gibi olmadığını, O’nun bu sıfatlardan münezzeh olduğunu ifade ederek Yüce Allah’ı tüm varlık aleminin özelliklerinden istisna etme; Allah’ı O’na yakışmayacak sıfatlardan, eş ve çocuk edinmekten, her türlü kötü şeyden uzak bilmek; Allah’a itaat ve bağlılığa hızla, üşenmeden koşma; Allah’ın mislinin, ortağının, zıddının, benzerinin bulunmasından uzak olması; Allah’ın kendisi için kullanılmasından hoşnut olduğu ve O’nun kendisi için tavsiye ettiği sözler ve sıfatlar” anlamlarını ifade etmektedir. Ayrıca “Sübhan” kavramı, “Allah’ın kendisi için kullanılmasından hoşnut olduğu ve O’nun kendisi için tavsiye ettiği sözler, sıfatlar ve güzel isimler” anlamını taşımaktadır.


Allah’ı yaratılmışlara ait bütün eksikliklerden, hatalardan, noksan sıfatlardan tenzih etmesi, Allah’ı O’na layık olmayan sıfatlardan ve her türlü kötü durum ve isimlerden istisna etmesi sonucu Allah’ın kusursuzluğuna karşın birey, kendi hatalarının, günahlarının, eksikliklerinin; olumsuz psikolojik yapısının ve karakter özelliklerinin farkına varacaktır.


İnsan “SÜBHAN” kelimesiyle Rabb’ini kullara ait eksik sıfatlardan tenzih ederek Rabb’inin kullarını asla bırakmayan vefa sahibi bir yaratıcı olduğunu VÂFİ ismiyle fark eder. Rabb’inin zikrini unutmakla kendini bile unuttuğunu idrak eder. Yani kul, Allah’ın VÂFİ ismiyle vefasızlığını fark eder. Allah’ın SABÛR ismiyle sabırsız hallerini keşfeder. Allah’ın KERÎM ismiyle cimri tabiatıyla yüz yüze gelerek kendini İlahi ikramlardan geri bıraktığı an ve durumları hatırlar.
Sübhan, İlahi İsimleri İçine Alan Bir Kalptir


Rabb’ini İlahi isim ve sıfatları ile andığını “SÜBHAN” diyerek ifade eden bir kul, Rabb’inin Vâfi ismiyle vefayı, Şekûr ismiyle şükrü, Hay ismiyle manevi dirilişi, Kûddus ismiyle maddi ve manevi arınmayı, Vehhab ismiyle sonsuz ikram ediciliğini, Afûvv ismiyle affediciliğini, Vedûd ismiyle İlahi sevginin güzelliğini idrak eder ve diler. Bu yönüyle SÜBHAN, İlahi isim ve sıfatları içinde barındıran bir kalptir… İlahi isim ve sıfatları kucaklayan anahtar bir kavramdır…

Rükû’daki Sübhan İnsana Hatalarını İtiraf Ettirir


Namaz kılan kişi, rükûya eğildiği zaman “Sübhane Rabbiye’l-Azim” diyerek, “Azim olan Rabb’imi yaratılmışlara ait bütün eksikliklerden tenzih ederek O’nu güzel isim ve sıfatlarıyla tesbih ederim” anlamına gelen ifadeyi okumaktadır.


Mevlânâ’nın tabiriyle insan, Rabb’inin hesap anındaki sorularına cevap veremeyerek iki büklüm utancından rükûya eğilirken Rabb’in lütfuyla tekrar ayakta huzura durma imkanıyla sevincini “Allah, kendisine hamd edenleri işitir (SemiAllahu limen hamideh)”, “Hamd, Rabb’imiz içindir (Rabbena leke’l-hamd)” diyerek ifade eder.


Mevlânâ bu manevi hali şöyle anlatır:


Kıyam esnasında kişi, Hakk’ın huzurunda kıyamette safların kurulduğu anı yaşar, münacat ve hesap vermek için insanların durduğu gibi divanda durur. Kıyam anında kişi; kıyamet korkusuyla şaşkın, Hakk’ın divanında gözyaşı döker. “Mahsulün nerede? Verdiğim mühlet içinde işlediklerin nedir?” gibi dertlendirici binlerce sual, Allah tarafından kendisine sorulur. Kıyama kalktıkça kul, bu gibi suallerden utanır; iki kat olup rükûya varır. Utancından ayakta durmaya mecali kalmayıp, rükûda Hakk’ı tesbih ederek, yalvarır.


Hakk’ı “Sübhane Rabbiye’l-Azim” diyerek tesbih eder. “Yüce olan (Azim) terbiye edicim ve sahibim (Rabbî) Seni kullara ve yaratılmışlara ait bütün eksik sıfatlardan tenzih ederim. (Sübhan) ‘Sen Vafisin, ben değilim. Sen Kerimsin, ben değilim, Sen Vedudsün, ben değilim. Sen Rahmansın, ben değilim…’ diyerek haddini bilir…


Hatalarını itiraf eder. “Yüce olan Rabb’imi O’na layık güzel isim ve sıfatlarıyla tesbih ederim” (Sübhane Rabbiye’l-Azim) diyerek Vâfi ile vefayı, Sabûr ile sabrı, Mütekebbir ile tevazuyu, Rahman ile merhameti, Şekûr ile şükrü idrak eder. Böylece kul, bu isimlerdeki İlahi tecellileri ruhuna ve ahlakına zerk edebilir. Sübhan şırıngadaki ilacın bedene verilmesi gibi İlahi isim ve sıfatlardaki vitaminleri ve tecellileri ruha ve ahlaka verecektir. Bu nedenle “Sübhan” karakter gelişiminin özünü oluşturan bir kavramdır.


Yüce Rabb’ini kullara ve yaratılmışlara ait eksik sıfatlardan uzak tuttuğunu (Sübhane Rabbiye’l-Azim) diyerek ifade eden bir insan, hatalarını itiraf eder, haddini bilir. Haddini bilen hatalarını itiraf eden bu insanı Rabb’i tekrar huzura davet eder. Kul tekrar ayağa kalkar. Bu an kulun sanki utancının ve pişmanlığının affedildiği Rabb’in övgüsüne vasıtasız ulaştığı andır. Kul haddini bilme sonucu hatalarının affedilmesi ve tekrar huzura alınmasının sevincini “Allah kendisine hamd edenleri işitir.” (Semi Allahu Limen Hamide) diyerek ifade eder. Sanki kul, “Semi Allahu Limen Hamide” diyerek, Rabb’ine “Rabb’im hamdımı ve şükrümü, övgümü ve takdirimi işittin. Bana tekrar ayakta durma imkanı verdin” demektedir. İşte o an kişi Rabb’i ile karşılıklı hamdlaşır. Yani kul, “Rabb’im Seni övüyorum. Hamd ve şükrün, takdir ve övgünün en güzeli senin içindir” (Rabbena leke’l-hamd) derken Rabb’i de ona “Hamdımı ve övgümü, şükrümü ve takdirimi sana lütfediyorum ve seni övülmüş kullarımın arasına katıyorum.” müjdesini vermektedir.


Yani kul rukûdan kalkarken, Rabb’ine “Allah, kendisine hamd edenleri işitir. (Semi Allahu limen hamide)”, “Sen benim hamdımı ve şükrümü, övgü ve minnetimi işittin, bana tekrar huzurunda ayakta durma imkanı verdin; bana tekrar hamd etme lütfunu ikram ettin; beni övgü ve takdir ile anarak beni övülmüş kullarının arasına kattın; ama hakikatte hamd ve övgü, şükür ve takdir senin içindir; hamd Sana layıktır (Rabbena leke’l-hamd) demektedir. Bu manevi hal içerisinde Rabb’i rükûdan henüz kalkan bu kulunu karşılıklı hamdlaşma neticesinde övülmüş; şükrü, tevbesi ve pişmanlığı kabul olunmuş Allah dostu kullarının arasına katar. Artık kişi sadece Rabb’ine karşı utanç ve korkusundan değil; bilakis Rabb’ine karşı hissettiği sevgi ve muhabbetin coşkusuyla secdeye, Rabb’inin huzuruna kapanır.

Secdedeki Sübhan İlahi İsimlerle Bütünleştirir

Secde noktasında alnını yere koyan insan, bütün bu tanımların ışığı altında “Sübhane Rabbiye’l-A’la” derken Rabb’ine şöyle seslenmektedir: “Mekandan ve zamandan yüce olan; her türlü övgüden yüce, şanı ve şerefi çok yüce olan, azameti ile istediğine istediği şeyi yaptıran, şeref sahibi olması nedeniyle kendinden üstün hiçbir varlık bulunmayan, yaratılmışların hepsinden yüce olan, onlara kudretiyle boyun eğdiren, iftiracıların kötü sözlerinden kâfirlerin küfründen uzak, vesveselerden münezzeh olan, her yüceden daha yüce olan yüceler yücesi olan (A’la) terbiye etmesi vasıtasıyla beni kademeli olarak olgunluk sınırına taşıyan, mutlak olarak bütün varlığımın gereksinimlerini temin eden, bütün Rablik iddiasında bulunanların Rabb’i olması nedeniyle Rabliğini sınırsız ve sonsuz kabul ettiğim, her şeyin efendisi, önderi ve hâkimi olması hasebiyle benim tek sahibim, kendisine itaat ettiğim biricik yöneticim ve hâkimim, karakterimi olgunlaştırarak beni terbiye eden, büyüten ve yetiştiren, beni yaratıp ihtiyaçlarımı veren, beni ruhsal, fiziksel, zihinsel ve duygusal anlamda olgunlaştırarak idare eden (Rab) Rabb’imi; yok olma, ölme, sonlu olma gibi aciz ve sonlu varlıkların eksiklerinden, hatalarından ve noksan sıfatlarından münezzeh olduğunu ifade ederek Yüce Allah’ı tüm varlık âleminin özelliklerinden istisna ediyorum; Allah’ı O’na yakışmayacak sıfatlarından; eş ve çocuk edinmekten, her türlü kötü şeyden uzak biliyorum; Allah’a itaat ve bağlılığa hızla, üşenmeden koşuyorum; Allah’ın mislinin, ortağının, zıddının, benzerinin olması düşüncesinden O’nu uzak tutuyorum; Allah’ın kendisi için kullanılmasından hoşnut olduğu ve O’nu kendisi için tavsiye ettiği sözler, sıfatlar ve güzel isimleriyle anıyorum, hatırlıyorum. (Sübhan)


Özetle secdede “Yüceler yücesi, yüceliğine had ve sınır çizilmeyen (A’la) terbiye edicim ve sahibim (Rab) seni kullara ait bütün eksik sıfatlardan tenzih ederim. (Sübhan). Sen Kerîmsin ben değilim. Sen Vâfisin ben değilim. Sen Sabûrsun. Ben değilim. Sen Rahmansın. Ben değilim diyerek insani sınırlarını çizmektedir.


Başka bir ifadeyle namaz kılan insan, secde noktasında Allah’a en yakın olduğu bir durumu tecrübe etmektedir. Kur’an-ı Kerim’de secde et ve yaklaş buyrularak, Mevlânâ’nın ifadesiyle bedenlerimizin secde etmesi canı da Hakk’a yaklaştırmaktadır. Secde, kendi İlâhi özünü gerçekleştirme imkanı bulmuş bireylerin aynı zamanda İlahi birlik ve bütünleşme duygusunu yaşadıkları son noktadır. Bursevi, namazın şekilsel bir anlayıştan kurtulduğu kalbin secdesine dikkat çekerek şöyle demektedir: “Kim Bana bir karış yaklaşırsa ben O’na bir arşın yaklaşırım” hadisi kutsisinin de ifade ettiği üzere bu yakınlaşma, kalbin Hakk’a secdesi miktarıdır.


Kul, Yüceler Yücesi, yüceliğine had ve sınır çizilmeyen terbiye edicim ve sahibim Seni Sana layık güzel isim ve sıfatlarınla tesbih ederim anarım. (Sübhane Rabbiye’l-Ala) diyerek kalbinin Rabb’ine secde etmesi oranında İlahi isim ve sıfatlarla bütünleşir. Vafi ile vefa, Hay ile manevi diriliş, Rahmanla merhamet, Sabûrla sabır, Şekûrle şükür, Mütekebbirle tevazu kulun ruhunda ve ahlakında canlanır. Kalbin yakınlaşması oranında İlahi isim ve sıfatlarla bütünleşme mümkün olabilir.

Yunus Emre kulun İlahi isimler vasıtasıyla Hak’la ittisalini şöyle anlatır:


“Hak cihana doludur kimseler Hakk’ı bilmez. O’nu sen senden iste O senden ayrı olmaz”


Bu kavram iyi anlaşılmalıdır ki namazı gönlünden yakalayabilmemiz mümkün olsun. Bu kavram Allah’ı O’na layık isim ve sıfatlarla anmak suretiyle Bursevi’nin ifadesiyle “Namaz Hak’la ittisaldir”deki ittisali sağlayan bir kavramdır... Sübhan “Allah’ı kullara ait kusurlu sıfatlardan uzak tutma yönüyle insanı, insanî sınırlarıyla karşılaştıran bir kavramdır. SÜBHAN, insanı insanî sınırlarıyla karşılaştırırken, ilahi isim ve sıfatlarla bütünleştirerek Hak’la ittisale vesile olan bir kavramdır.


Esma Sayın Kerim

Kaynak : Zaman/Ailem

7 Haziran 2011 Salı

8 haziran akşam - FATİHANIN ZİHNİ İNŞASI 6

FATİHANIN ZİHNİ İNŞASI - 6

Besairul Kuran isimli tefsirinde müfessir Ali KÜÇÜK güzel bir yorum, güzel bir bakış açısı getiriyor HAMD kavramına

Hamd kelimesinin bir anlamıda övmektir
diyor ve buradan
gerçekten övülmeye tek layık olanın övdüklerine
geçiyor;

çünkü ;
biz bazen övülmeye layık olmayanlarıda övüyoruz,yanılarak,şaşarak
fakat ;
Allah sadece övülmesi gerekenleri övdüğü içinde övgüye layıktır


ve müfessir diyorki;

2- Hamd övmek, methetmek, senâ etmek demektir.
Bu mânâda da övgü sadece Allah’a aittir.
Bizler günde en az kırk defa namazlarımızda Rabbimize bu ahitte bulunuyoruz. Diyoruz ki;
“Ya Rabbi! Hamdimiz, övgümüz, senâmız sadece sanadır.
Sadece sana hamd eder, sadece seni överiz.”
Tabi Allah’ı övmek demek O’nun za­tını övmekle beraber, aynı zaman O’nun övdüklerini de övmek de­mektir.
Öyleyse biz namazlarımızda okuduğumuz bu âyetle günde en az kırk defa
“Ya Rabbi, biz sadece seni överiz, sadece senin övdükle­rini överiz.
Senin övüp beğenmediklerini asla övüp beğenmeyiz.
Se­nin övüp beğenmediklerini asla sahiplenmeyiz” diyoruz.


O halde, Rabbimize böyle bir ahitte bulunduğumuz namaz son­rası hayatımıza bir bakalım.
Eğer günde kırk defa namazları­mız­da; “Ya Rabbi, biz sadece seni ve senin övdüklerini överiz” dediğimiz halde,
namaz sonrası hayatımızda Allah’ın övmediklerini övmeye,
Al­lah’ın övdüklerini de övmemeye kalkışırsak,
bilelim ki bu halimizle Al­lah’a verdiğimiz bu sözü nakzederek
O’nunla dalga geçmiş, O’na iftira etmiş oluruz
Allah korusun.
Meselâ Allah’ın övmediği bir evi, ev tefri­şini, Al­lah’ın övmediği bir sofrayı, Allah’ın övmediği bir kazanma har­cama düzenini, Allah’ın övmediği bir meslek seçimini, Allah’ın övme­diği bir alfabeyi, Allah’ın övmediği bir hukuk sistemini, Allah’ın övme­diği bir ekonomik anlayışı, Allah’ın övmediği bir eğitim sistemini, Al­lah’ın övmediği bir kılık kıyafet modelini, Allah’ın övmediği bir düğün modelini, hâsılı Allah’ın övmediği bir yaşam biçimini, bir ha­yat tarzını hamd etmeye, övmeye ve sahiplenmeye kalkışırsak Allah korusun günde kırk defa Rabbimize verdiğimiz sözümüzü bozuyor ve başkala­rını hamd ederek, başkalarının yasalarını, başkalarının ürünlerini öve­rek, kabullenerek şirk içine düşmüş oluyo­ruz.


Demek ki bir şey övülecek, bir şey methedilecek, kabullenile­cek, sa­hiplenilecek ve hamd edilecekse unutmamalıyız ki o şey ancak Allah’la ilgisi kadarıyla övülecek ve hamd edilecektir.
Yâni Allah’ın öv­düğü övülecek, övmediği de asla övülmeyecektir. Namazlarımızda bu sözü veriyoruz Rabbimize.
Öyleyse şimdi bir bakın ha­yatınıza. Bir ba­kalım hayatımıza.
Acaba namazlarımızda söz ver­diğimiz gibi sadece Allah’ı ve O’nun övdüklerini mi övüyoruz?
Yoksa Allah’ın övmedikle­rini övmeye, hamd etmeye, sahiplen­meye mi çalışıyoruz?
Yâni ya bi­zim namazlarımızda dediğimiz doğrudur, ya da namaz dışı hayatı­mızda yaptığımız doğrudur.
Namazdaki söylediğimiz Rabbimizden ol­duğuna göre kesinlikle doğru olan o dur.
Çünkü Rabbimizin bizden istediği o dur.


Şimdi Allah için bir düşünelim.
Namazlarımızda Allah’a ne söz veriyoruz ve kimleri ve neleri övüyoruz namaz sonrası hayatımızda?
Meselâ bir adam ki, namaz kılmıyorsa, müslümanca bir hayat ya­şa­mıyorsa bu adamın durumu, konumu, makamı ne olursa olsun asla övülmesi mümkün değildir.
Çünkü Allah’ın övmediğini bir mü’minin öv­mesi düşünülemez.
Namazsız bir adam Allah’ın övmediği bir adamdır.
Bir eğitim sistemi ki, temeli materya­lizme dayanıyor, Allah âyetlerinin kokusuna bile müsaade etmi­yorsa, Allah’ın övmediği böyle bir eğitim sistemini bir Müslümanın övmesi, hamd etmesi, yâni ona sahip çıkması, gerek kendisini, gerek ço­cuklarını böyle bir eğitimin kucağına teslim etmesi mümkün değildir. Bir kılık-kıyafet anlayışı ki, Allah onu övmüyor, bir Müslümanın bunu sahiplenmesi, bunu hamd etmesi kesinlikle mümkün değildir.
Al­lah’ın övmediği bir gelinlik ki Sirilanka’dan getirtilmiş, dünyada eşi ve benzeri yok. Bir Müslümanın böyle bir gelinliği övmesi, sahip­lenmesi, giymesi mümkün değildir.
Bir düğün ki onda din adına sadece mevlit okunmuş, bir Müslümanın bunu hamd etmesi, öv­mesi mümkün değildir.
Bir sofra ki israflı, ya da haramlarla hazırlanmış ve onu Allah ve Resûlü övmemiş. Böyle bir sofrayı bir Müslümanın övmesi asla mümkün değildir.


Tamam, sadece Allah’ın övdüklerini övecek, Allah’ın beğen­diklerini sahipleneceğiz, bunu anladık da acaba Allah’ın neleri ve kimleri övdüğünü nereden bileceğiz?
Bizler Allah’ın övdüklerini Allah’ın kita­bından ve Rasulullah Efendimizin hayatından öğreniyoruz.
Çünkü ke­sinlikle biliyo­ruz ki Allah’ın Resûlü Allah’ın övdüklerini övmüş ve mahza Allah’ın övdüğü bir hayatı yaşamıştır.
Rabbimizin kitabı bunu tescil etmektedir.
Öyleyse bir sofra ki Al­lah’ın Resûlü hayatı boyunca onun başına oturmamış, benimsememiş, hamd etmemiş. Şimdi böyle bir sofrayı mü’minin övmesi mümkün değildir.
Me­selâ karşınızda iki sofra var. Birisinde etlisinden, sütlüsünden, tatlısından, Panama mu­zundan, anzer balına, geyik sütünden ceylan pastırmasına kadar ak­lınıza ne geliyorsa her şey var.
İkinci bir sofra daha var ki sadece çorba, yahut tuz biber var. Hangisini översiniz bunların? Eğer birinci sofrayı över, ikincisini reddederse­niz Fâtiha’da Allah’a verdiğiniz sözü bozuyorsunuz demektir. Hamdi Allah’a mahsus kılmıyorsunuz, Allah’ı ve O’nun övdükle­rini övmüyorsunuz demektir.


Allah korusun da bugün insanlar, namazlarında Allah’a ver­dikleri ahitlerini bozuyorlar.
Allah ve Resûlünün övmediklerini övmeye, hamd etmeye çalışıyorlar.
Allah’ın övmediği bir hukuku, Allah’ın öv­mediği bir siyasal yapıyı, Allah’ın övmediği bir yaşam biçimini, Allah’ın övmediği bir eğitim yapılanmasını, Allah’ın övmediği bir kılık kıyafet anlayışını, Allah’ın övmediği bir kazanma harcama usulünü övmeye ve sahiplenmeye çalışıyorlar.
İmanı olan değil pa­rası olan övülüyor.
Namazı olan değil villası olan övülüyor.
Takvası güzel olan değil sesi güzel olan övülüyor.
Ahlâkı olan değil mesleği ve şöhreti olanlar övü­lüyor.
İlmi yüce olan değil arabası pahalı olanlar övülü­yor.
Halbuki ke­sinlikle bilelim ki Allah’ın övdüklerini övmedikçe, Allah’ın övdüklerini sahiplenmedikçe hamdi Allah’a ait kılmış ola­mayız.
Allah’ın övdüğü bir yaşam biçimini, Allah’ın övdüğü bir ha­yat tarzını övmedikçe, bile­lim ki Fâtiha’da Allah’a verdiğimiz bu ahdi nakzediyoruz, yok sayıyo­ruz demektir.

Unutmayalım ki; Allah’ın övdüğü hayat tümüyle, Allah’ın söz sahibi olduğu bir hayattır.
Allah’ın övdüğü hayat, her saniyesinde Al­lah’ın egemen olduğu bir hayattır. Allah’ın övdüğü hayat, Allah için yaşanan bir hayattır.
Allah’ın övdüğü hayat, yaptırıcısı, belirle­yicisi Allah olan bir hayattır.
Allah’ın övdüğü hayatta, dünyanın âhirete ter­cih edilmesi yoktur.
Allah’ın övdüğü hayatta, dünya adına âhiretin ikinci plana atılması yoktur. Allah’ın övdüğü hayatta, dünya zevklerine gömülüp kulluğu terk etmek yoktur. Allah’ın öv­düğü hayatta, Allah’ın kitabından, Allah’ın hayat programından ha­bersiz bir şekilde heva ve hevesler istikâmetinde yuvarlanıp git­mek yoktur. Allah’ın övdüğü ha­yatta, ilim öğrenmek vardır, Kur’an ve sünneti tanımak ve hayatı on­larla düzenlemek vardır.
Allah’ın övdüğü hayatta, Allah’ın arzularını her şeye tercih etmek vardır. Allah’ın övdüğü hayatta, az yemek, az uyumak, çok yorulmak, vahyi tanımak, hakkı insanlara tebliğ etmek ve bu uğurda çile çekmek vardır.
Allah’ın övdüğü hayatta sürgün var­dır, sorgulanma vardır, hapis vardır, işkence vardır, maldan ve can­dan, eşten dosttan geçme vardır, kan vardır, şahâdet vardır.

İşte böyle bir hayatı be­nimseyen, kabullenen, hamd eden kişi “Elhamdülillah” demeye hak kazanmış, hamdi Allah’a ait kılmış de­mektir.
Allah’ı övmüş, Allah’ın övdüklerini övmüş demektir.
Değilse bir kişi namazla­rında dilini kaybedecek kadar “Elhamdülillah” dese de, onun bu ifadesi boştur, yalandır, Allah’la dalga geçmedir.

8 haziran ikindi - abdestin izi

O izlerden tanınırız
Bir iz vardır bizi bize tanıtan
Bizi kendimize tanıtan
Su damlalarıdır o saçlarımızda, toprak taneleridir alınlarımızda.
Dizlerimiz bükülmeyi bilir, alınlarımız yere değmeyi.
Suya kanmıştır ellerimiz.
. . .
Allah Rasulü s.a.v. arkadaşlarıyla birlikte olduğu günlerden birinde bir özlemini dile getirdi:
– Kardeşlerimi görmeyi ne kadar da çok arzulardım.
Arkadaşları sordular:
– Bizler senin kardeşlerin değil miyiz ey Allah’ın Rasulü?
Allah Rasulü s.a.v. buyurdular:
– Sizler benim arkadaşlarımsınız. Kardeşlerim ise henüz dünyaya gelmedi. Onlar beni görmeden severler, bana beni görmeden inanırlar.
Arkadaşları tekrar sordular:
– Peki, henüz dünyaya gelmemiş o kişileri nasıl tanıyacaksınız?
Allah Rasulü s.a.v. şöyle dedi:
– Düşünün ki bir adamın ayakları ve yüzü beyaz olan bir atı var. O kimse bu atını hepsi simsiyah olan bir at sürüsü içinde tanıyıp bulamaz mı?
– Elbette bulur ey Allah’ın Rasulü, dediler. Allah Rasulü s.a.v. buyurdular:
– İşte o kimseler de mahşer yerine abdest azaları bembeyaz olduğu halde gelecekler. Ben onlar geldiğinde Kevser suyundan ikram etmek için önceden havuzumun başına gideceğim ve onları bekleyeceğim.
ELVİDA ÜNLÜ

8 haziran öğle - aç kulaklarını


Bugün namazda Allahu Ekber ile namaza girirken ellerini kaldırdığında
Hani iyi duyamadığımızda daha iyi duymak için ellerimizi kulağımıza doğru götürürüz ya
Daha iyi duyabilmek amacı ile ellerini kulağına götürdüğünü düşün

Çünkü birazdan Allah senin ağzınla senin kulağına seslenecek
Fatihayı okuyacaksın birazdan
Ancak sana fatihayı yazdıran Allah
Ancak sana fatihayı okutan Allah

Allahın sana fatihayı yazdırmasında, okutmasında bir amacı vardır mutlaka
Allahın fatihayı Resulüne sana ulaştırması için yazdırdığını düşün
Allahın fatihayı senin okuman için yazdırdığını düşün
Allahın sana fatihayı okumayı emrettiğini düşün
Ne dediğinizi bilinciye kadar sarhoşken namazı yaklaşmayın emri gereğince
Allahın senin fatihayı anlamanı istediğini düşün

Şimdi kulaklarını aç ve Allah sana fatihada ne diyor dinle

8 haziran sabah - bugünün panaroması



İşte yeni bir gün başlıyor
Ve Rabbinin huzuruna çıkmaya hazırlanıyorsun
Bir dahaki sabah namazına kadar beş adet tablo çizeceksin
Bu günümün raporudur diye Rabbine sunacaksın

Bugün öyle namazlar kıl ki
namazdaki sözüne öylesine sadık kal ki
Namazlar arasında öyle yaşa ki
araya başka tablo girmesin, bütünlüğünü bozmasın,seni parçalara ayırmasın
ve günün sonunda Rabbine böylesine düzgün tertemiz bir tablo gibi bir hayat sun.
5 parça halinde sunduğun 5 dilim hayat parçası
Namazına uyumlu, birbirine uyumlu olsun.

Her yaptığın bir her işlediğin bir fırça darbesi olacak
Bakalım nasıl bir tablo sunacaksın Rabbimne gün sonunda

Amin!...

Esselamu aleyna

6 Haziran 2011 Pazartesi

7 haziran yatsı - Allah

Hanefî Mezhebine göre namaza başlarken ALLAHU EKBER yerine ALLAHU KEBİR, yalnızca ALLAH, ELHAMDULİLLAH, SUBHANELLAH, LA İLAHE İLLALLAH, ERRAHMAN AZAM, ERRAHİM ECEL, (Allahu Rahimun, Allahu Kerimun, Allahu Aziz, Allahu Celil vb - Tebarekallah ) denmeside yeterlidir bunlar tazim ifade eder. çünkü bunlar tazim saygı ifade eden sözlerdirHatta Allah’ın kendisinde ortak olmayan sıfatlarını da söylemeniz caiz olur. Mesela, Ya RAHMAN, Ya HALIK, Ya RAZZAK, Ya ALLAH gibi kelimelerle de namaza başlamanız caizdir. (Halebi, Dürer, Tahtavi)

Bugün namaza iftitah tekbiri yani başlangıç tekbiri yerine sadece ALLAH diyerek başlıyalım
aşağıdaki duaların manasını hissederek kılalım bu yatsı namazını


ALLAH(cc)!
Sensin ALLAH(cc) sanadır kulluğum
Sendedir çarem seninledir varlığım
Seni arar ruhum seni anar kalbim
Başkasına değil sana muhtacım
Başkasını değil seni çağırırım
Başkası yaratılmıştır sen yaradansın
Başkası devamsızdır sen daimsin ve daim eyleyensin
Başkaları muhtaçtır sen ihtiyaçsızsın ihtiyaçları görensin
Başka ilah yok sen ALLAH(cc)'sın
Sen ki eşi benzeri olmayansın
Sen ki bütün eksiksiz sıfatların sahibisin
Cemaline çevir yüzümü başkasına rağbet ettirme kalbimi

Senai Demirci 99 Esma 99 Dua

*************************

ALLAH : Kainatın sahibinin özel ismi.
Esmaül Hüsna’nın bütün anlamını içinde toplayan, tüm alemlerin yaratıcısı ve mabudu olan o yüce zatın özel adıdır. Bu mübarek isim, Kur’an’daki Esmaül Hüsna’dan ilk inen isimdir. Çünkü ilk inen ayet besmeledir. Allah ismi Kur’an’da 2697 yerde geçmektedir.

”O kendinden başka hiç bir ilah bulunmayan tek bir Allah'tır.”

Bismihi,

Rabbim,

Yağmurlu bir günün toprak kokusu içime dolarken, senin adın var dudaklarımda. 
Yağmur camların pervazlarını tıkırdatıyor. 
Merhamet mahzeni göklerinden merhamet yağmurları yağıyor... 
Çatlayan toprağın bağrına merhem, kuruyan dudaklarıma ilaç oluyor. 
Zaman dolanıyor. 
Yedi renk içinde gizli göklerinin, çözülmeyen bin sihri var. 
Bu dünya sürgününde sılamsın.
Sana koşuyorum her daim... 
Senin adınla başlıyorum nefes almaya. 
Senin adınla gün ışıyor, ruhum aydınlanıyor. 
Yüreğimde sana gelen yolların önü açılıyor. 
Mesafeler daralıyor. 
Ta bendeki benden gelen sese kulak veriyorum... 
Bir ikindi vaktinde bir davetiye almak senin makamından ve yola düşmek... 
Sana gelmek duygusu bile şahlandırıyor gönlümün rahvan atını. 
Dualarım dilekçe, ruhumu aşıyorum ve ...



Allahım, diyorum.

Ey Güzel Allahım!

Yücelerin yücesi,

Sultanların sultanı olan,

Kainatın yegane efendisi...

Rabbim.


Allahım,

Sevdam hangi ırmağa düşmüş ... Hangi umman bekler beni... 
Hangi dağlar saklar beni? Hangi dualara düşer dileğim? 
Bilemiyorum. Kendimden geçmişim, kendimden uzaklara düşmüşüm, senden himmet diler bu yürek...

Ayaklandır damarlarımdaki donuk kanı. Güzel dualar adına, ırmağının akışına kat beni. 
Yatsı ezanı okunurken bir vav gibi eğileyim, büküleyim senin dergahında. 
Bir elif gibi mağrur, bir mim gibi mesrur, dizileyim sana gelen yollara. 
Helal bakışlara çeleyim gönlümü. Bu zindan yeryüzü, kara bahtım ola...

Irmakların coşkusu, göğün mavisi, güneşin altın saçları, rüzgarın hüzünlü uğultusu, 
denizin sonsuzluğu yakalıyor ruhumu binbir yerinden. Dünya dönüyor mütereddit.

Senin varlığına bütün varlığımla inanıyorum. Cümle kainat inanıyor. 
Bunu biliyorum. 
Sabahın geceye, gecenin sehere bağlanması kadar gerçeksin. 
Kalu beladan beri verdiğim sözdeyim. 
Işıksız ruhumun tek ışığı, tek sahibim, tek yaratıcımsın. 
İçimdeki her şey sana koşuyor. 
Bana benden daha yakınsın. 
Uçurumların dibinden beni çekip alan, beni gözeten, elimden tutan hep sensin. 
Dünyayı kederle kucakladığım karanlık kördüğümleri seninle açıyorum. 
Tüm şifreleri senin adınla çözüyor ve…



Allahım, diyorum.

Ey Güzel Allahım!

Yücelerin yücesi,

Sultanların sultanı olan,

Kainatın yegane efendisi...

Rabbim.



Allahım,

Seccadem senin adınla çiçekleniyor. 
Sıcak ve içli dualar, ruhumun düğmelerini ilikliyor. 
Ruhumun yalanı yok. 
Bilirim ki ben söylemesem de içimdekileri bilensin. 
Sözün tükendiği şu demlerde gönlümden güvercinler uçuyor senin dergahına. 
Sözler var kör, sağır ve dilsiz tüm aydınlıklara... 
Dünümü, geleceğimi bilir, ben kulunu kollar, gözetirsin. 
En hakiki sevgili seni bellemiş, sadece sana bel bağlamışım. 
Bu hayalhanesinde her şey hayal olsa da senin gerçekliğini tespih eder cümle kainat. 
Her şeyin tek sahibi, tek taptığım, tek sevdiğim, tek aşkım, tek sevgilimsin... 
Biraz kül biraz dumanım senin aşkınla. Ruhumun bütün kapılarını seninle açıyor ve…



Allahım, diyorum.

Ey Güzel Allahım!

Yücelerin yücesi,

Sultanların sultanı olan,

Kainatın yegane efendisi...

Rabbim.



Allahım,

Vuslatın arifesinde, takvimi unutup sana ayaklanıyor ruhum. 
Hayallerin ötesindeki güzelliği muştulayan davetine kulak kesildim. 
Şafağın erguvani rengine çalıyor gözlerim. 
Kaylûle uykusuna dalan gözlere inat, hiçlik uykusuna dalan gözlerime yağıyor hüznüm.
Senin hasretinden ağlıyorum. 
Sılamdan uzağım. 
Kudretinden aşk fışkıran kelamın, düşüyor bağrımın orta yerine. 
Ellerimi sana açıyorum...

Her şey seninle başlıyor ve seninle bitiyor. 
Ey ruhumu onaran büyük Allahım , gelişlerim sana , gidişlerim yine sanadır... 
Tenha iklimlerin sığınağından açtım ellerimi sana doğru...

Mürekkebi kurumamış sözcükler yarım yarım, harfler firari, harfler muhalif...

Dualarım dilekçe, ruhumu aşıyor ve...



Allahım, diyorum.

Ey Güzel Allahım!

Yücelerin yücesi,

Sultanların sultanı olan,

Kainatın yegane efendisi...

Rabbim...


Meryem Aybike Sinan esmaül hüsna yazıları
**************

Allah
Allah : O'nun zat ve özel ismidir. Diğer isimler fiilleri, sıfatları ve tecellileri ile ilgilidir.

Cenab-ı Hak buyuruyor:

"İsimlerin en güzeli Allah'ındır. Öyleyse O'na bunlarla dua edin." (Araf,180)

Kur'an'daki Esma'ül Hüsna'dan ilk inen isimdir. Çünkü ilk inen ayet besmeledir. Allah'ın doksan dokuz isminin en büyüğüdür.

Hz. Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor:

Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Kim ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki sever." (5)

Esmâ'ül Hüsna'nın bütün anlamını içinde toplar. Yüce Yaratıcı'nın diğer bütün isimlerini kapsar. Bu yüzden el-Esmau'l-hüsna olarak bilinen bütün isim ve sıfatlar bu ada yandırılır. Bu nedenle "Rahman, Rahim, Aziz, Gaffar, Kahir Allah'ın adlarındandır deriz. " Ama Allah, Rahman'ın adlarındandır" demeyiz. (1)

Allah isimi Kur'an'da 2697 yerde geçmektedir. (2)

Allah'ın güzel isimleri vardır. En güzel isimler O'nundur. Gerçi Allah zatında birdir ve zatının ismi Allah'dır. Fakat sayı olan bir gibi eşi ve benzeri bulunabilecek şekilde bir birlikle değil, eşi ve benzeri bulunmayan üstün bir birlikle birdir. Zatında yalnızca vahid değil, birdir: İlâhî hitapta yer alan "Biz, şehadet ettik, yarattık." gibi çoğul kiplerindeki azamet ve ihtişam, işte ilâhî sıfat ve isimlerin bir araya gelmesinden doğan azamet ve yüceliği dile getirir ki, Allah yüce ismi, bütün bu sıfat ve isimlerin hepsini içine alan bir yüce isimdir. Allah ismi, Allah'ın kendisi gibi, eşi ve benzeri olmayan bir isimdir. Sıfat ve isimlerin çokluğu, zatın çokluğunu gerektirmeyeceğinden o isim ve sıfatların her biri Allah'ın eşsiz özelliklerinden birine delalet eder. Âdem'e öğretilen de isimlerin en güzelleridir.En güzel isimler Allah'a mahsustur. Öyleyse ey müminler, O'na o isimlerle dua ediniz, O'nu onlarla çağırınız veya O'nu bu güzel isimlerle adlandırıp anınız. Ve O'nun isimlerinde yamukluk edenleri terk ediniz. (4)

Bu isimle çağrılan bir başka varlık olmamıştır, olmayacaktır da.

Tenbih : Kul, Allah'a bütün kalbiyle bağlanmalıdır. Gözü O'ndan başkasını görmemeli, O'ndan başkasına iltifat eylememeli, O'ndan başka hiç kimseden bir dilekte bulunmamalı, O'ndan başkasından korkmamalıdır. (2)

İhlasla "Yâ Allah" diye bir müslüman bu isme devam etse, duası kabul olunur. Şeytanın şerrinden emin olur. Mutluluğa erişir. Duası kabul olur. Rızkı genişler ve Allah'ın izniyle şifa bulur. (2)

*     *     *     *     *     *

Allah - Esma'ül Hüsna Hazinesi // İsmail Kılınç

HERKES SENİ SEVSİN1- Allah
“Eşi benzeri olmayan, bütün noksan sıfatlardan münezzeh tek ilah. Her biri sonsuz bir hazine olan bütün isimlerini kuşatan özel ismi. İsimlerin sultanı.”

Ey Güzeller Güzeli Allah’ım. Seni bilmemiz ve sevmemiz için bizi yarattın. “ALLAH” İsmi Azamının manasını, az da olsa anlamayı bizlere lütfeyle.

Senin “ALLAH” ismin, İsmi Azam’dır. Allah ismin sadece sana ait olan ve Senden başka kimseye asıl ve mecazî olarak kesinlikle verilmeyen ismindir.

“ALLAH” Senin özel ve has ismindir.

“ALLAH” ismin, 99 adının ve bilmediğimiz binlerce adının sonsuz mana hazinelerini ve yansımasını içine alan muhteşem bir kristaldir.

Senin her bir ismin ve sıfatın, gökler ve yerler kadar, geniş giriş kapısı olan ve sonu olmayan, sınırsız hazinelerdir. Senin “ALLAH” ismin bütün bu hazineleri içine alan, Kürsünü, Arşını kuşatan, azametin gibi sonsuz azamet sahibi, bir Hazineyi Azam’dır.

“ALLAH” isminin anlamını ve azametini ancak Sen anlarsın. Hiç bir insan ve peygamber, Senin Allah İsmi Azamını bu fani dünyanın şartları içinde tam olarak anlayamaz ve kavrayamaz.

“ALLAH” ismin, sadece Zatına has bir isimdir. Akıllara sığmayacak kadar azamet ve celal sahibidir.

Sen Melik, Kuddus, Aziz, Azim, Celil’sin. Doğmaz, doğurmaz, eşi ve benzeri olmayan, herkesin kendine muhtaç olduğu, Rabbül Âlemin olan Allah’sın.

Sen; Hayy, Kayyum, Alim, Hafîz, Habib, Cemil, aşkı ve güzelliği akılları hayrete düşüren Allah’sın.

Senin “ALLAH” ismin bütün Esmâü’l Hüsna’yı içine aldığı için, “ALLAH” ismini anan, bütün esmalarını kısmen anmış olur. Senin sınırsız manaları içine cem eden “ALLAH” ismini anan, sınırsız sevap ve derece kazanır. Sen bir kez Sana meyleden ve gönülden “ALLAH” diyen kulunun elinden tutar, hidayete erdirir, kendini bildirir, sevdirir, marifetullah ve muhabbetullah lutfedersin.

Ne güzel der Süleyman Çelebi:
“Aşk ile bir kez ALLAH dese lisan,
Dökülür cümle günah bedenden misli hazan”

Aşk ile bir kez “ALLAH” diyen kulunun bütün günahlarını döker ve her muradına erdirirsin. O kulunu, Allah aşığı, Peygamber sevdalısı olarak yaşatır, öldürür, Cennet’inle, Cennet’te Cemalinle şereflendirirsin. Elbette aşk ile bir kez “ALLAH” diyen kuluna, tam kul olmayı ve binlerce hayır işlemeyi lütfedersin.

Senin “ALLAH” isminin büyülü ve eşsiz güzelliğini işiten mevcudat meftun olur Sana.

Sen ALLAH'sın. Senin “ALLAH” ismin sevgi, aşk, muhabbet, sevme, sevilme ve her türlü lütuf ve makamların asıl kaynağıdır.

Senin “ALLAH” isminin hazinelerinden mahrum yaşayanlar, sevgi, aşk, muhabbet, sevme, sevilme ve her türlü lütuf ve makamlardan mahrum, detaylarda boğularak ömürlerini heder eden zavallılardır.

İnsanların değeri Senin “ALLAH” ismini anlamaları ve anmaları ölçüsündedir. Senin “ALLAH” isminin hazinelerinden mahrum olanların bütün değer kriterlerinden mahrum ve yoklukta yol alanlardır.

Ne güzel der Fuzuli: “Ya sevgiliden söz et, ya sus”
Ne güzel der âşık: “Sohbetleriniz, sohbeti Canan olsun”
Garibullah der: “Ya 'ALLAH' de, ya sus”

Senin “ALLAH” ismin, bütün esmalarını kuşattığı gibi; Latif, Kerim, Gani, Muğni, Aziz, Muiz isimlerini de kuşatır. “ALLAH” diyen kuluna sınırsız lütuf ve kerem kapılarını açar ve o kulunu iki cihanda aziz eder ve lütuflarına gark edersin.

İsimlerin Sultanı, Senin “ALLAH” ismin ne güzel bir isimdir. Hem Cemil hem de Bedi’dir. Peygamberlerin âşık olduğu, Hikmet Âşıklarının meftun olduğu, zakirlerin dilinin senası muhteşem bir isimdir.

Sen bizleri sonsuz bir hazine olan, “ALLAH” isminin âşıklarından eyle. Sen bizleri, her biri sonsuz bir hazine olan Esmâü’l Hüsna’nın âşıklarından eyle.

“Siz beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim.” (Bakara:152)

Gece gündüz “ALLAH” ismini zikreden kullarının ismini sürekli Sen de zikreder ve iki cihanda derecelerini kat kat arttırırsın.

Sen bizleri bol bol ve seve seve “ALLAH” ismini zikreden kullarından eyle.

"Kalpler ancak Allah'ın zikriyle mutmain olur." (Ra’d;28)

Senin “ALLAH” ismini zikretmek, ruhlara ne büyük bir lezzet ve huzur verir.

Bizleri, bu dünyada “ALLAH” ismini zikrederek, Cennet’te de Cemalini temaşa ederek, lezzeti ruhaniyeye gark olan kullarından eyle.

Bizleri aşkınla, “Allah, Allah” diye coşan âşıklarından eyle.

Senin “ALLAH” ismin, göklere ve yerlere sığmayacak kadar azamet ve şan sahibidir. Akıllar “ALLAH” isminin azametini anlamakta aciz ve yetersiz kalır.

“ALLAH” ismini herkes bir miktar anlar. Sen bizlere “ALLAH” ismini daha şümullu anlamayı lütfeyle. Bizlere ilim ver. Marifetullah, muhabbetullah ehli eyle. Sana olan yakinimizi arttır. Bizlere aşkında derinleşmeyi lütfeyle. Herkes seni bilsin, Seni sevsin ve marifetullaha ersin.

“ALLAH” ismini en güzel bir şekilde yine Sen Kur'an'la açıklıyorsun. Fatiha, Ayetel Kürsi ve İhlâs surelerinle özetliyorsun.

Senin “ALLAH” ismini, en güzel bir şekilde Senin Esmâü’l Hüsnan açıklar. Senin “ALLAH” ismini anlamamız için, her biri muhteşem ve sonsuz bir hazine olan Senin Esmâü’l Hüsna’larını anlamayı bizlere lütfeyle. (Âmin)

*     *     *     *     *     *
Neşe Kutlutaş - Esmaülhüsna duaları

ALLAH C.CTüm isim ve sıfatlan kendinde toplayan yüce Allah'ın zatının, başka hiçbir varlığa verilemeyen İsmidir.

Ey, Yerleri ve gökleri yaratan Rabbim!
Göklerin ve yerin genişliğince ilmimi artır.
Ey, Mülkün sahibi olan Allah’ım!
Senin yolunda feda olmayacak mülküm olmasın asla!
Ey, günü beş mübarek vakte bölen Allah’ım!
Her vakit sana yönelmemi nasip et!
Senden gayrısına meyletmesin kalbim.
Ey, Bize müjdeci olarak Resulünü (s.a.v) gönderen Allah’ım!
Resulü’nün (s.a.v) yolunda yürüt beni!
Tek önderim Resulün (s.a.v) olsun!
Ey, İki cihan saadetinin rehberi Kuran’ı, göklerden bize armağan eden Allah’ım!
Bize iki cihan saadeti ver.
Ruhumun daimi baharı olsun Kuran.
Ey, çöllerin ve deryaların sahibi olan Allah’ım!
Çöllerdeki kum zerreleri kadar,
Deryaların damlası adedince bize hayır ihsan et.
Hayır kapıları yüzümüze açılsın her sabah.
Ey, Âlemlerin Rabbi olan Allah’ım!
Âlemlerin sırrını bana aç!
Aç ki; her nefeste Senden özgesini zikretmediğimi bileyim.
Aç ki; Senden özgesine meyletmesin kalbim.
Resulünün (s.a.v) kalbini yarıp zemzemle yıkayan Meleklerin şahidim olsun;
Sensiz ben bir hiçim!
Hiçliğin ve Birliğin hakikatini ruhumda estir Allah’ım!
Ey, Yusuf’u zindandan kurtaran Allah’ım!
Ruhumun zindanlarından beni kurtar!
Ve Yusuf’un (a.s) diliyle yakarıyorum Sana:
” Ey Rabbim! Bana mülkü sen verdin. Rüyaların yorumunu sen öğrettin. Yerin ve göklerin yaratıcısı sensin. Sen dünya ve ahirette benim Velimsin. Beni Müslüman olarak öldür ve beni Sâlih kullarının arasına kat. (1)
Ey! Denizleri yarıp Musa’yı (a.s) yürüten Allah’ım, Musa’nın (a.s) diliyle yakarıyorum Sana:
”Ey Rabbim! Ben ancak kendim ve kardeşimle baş edebilirim. Bizimle fasık toplumun arasını ayır.”(2)
Ey, ateşi İbrahim’e (a.s) serinlik yapan Allah’ım! İbrahim’in (a.s) diliyle yalvarıyorum Sana
:”… Ey Rabbim! Bu beldeyi, güvenli bir belde yap. Beni ve oğullarımı putlara kulluktan uzak tut. Ey Rabbim! Çünkü putlar,insanların çoğunu saptırmıştır.. Kim bana uyarsa şüphesiz ki, o benim dinimdendir. Kim de bana karşı gelirse şüphesiz ki sen, af ve merhameti bol olansın. Ey Rabbimiz! Soyumdan bazılarını, muharrem ve mukaddes evinin yanındaki çorak, ziraata elverişsiz vadiye, namazı dosdoğru kılsınlar diye yerleştirdim. Ey Rabbim! İnsanlara, onlara sevgiyle meyleden bir kalp ver. Onları meyvelerle rızıklandır ki, şükretsinler. Ey Rabbimiz! Hiç kuşkusuz sen bizim gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da çok iyi bilirsin. Yerde ve gökte, hiç bir şey Allah'tan gizli kalmaz.(3)
Ey, Yunus’u (a.s) balığın karnından kurtaran Allah’ım!
En karanlık yerinde bile olsam dünyanın ve en çaresiz ben olsam, yine Seni zikretmemi, tek umudu Sende bulmamı nasip et.
Yunus’un (a.s) diliyle dua ediyorum Sana Allah’ım: “Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ve tesbih ederim. Ben muhakkak zalimlerden oldum.”(4)
Ey, Allah’ım! Sen ki, Âdem’i (a.s) ve Havva’yı affedensin, onların diliyle yakarıyorum Sana, duamı kabul et: “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizleri affetmezsen ve bizlere acımazsan hüsrana uğrayanlardan oluruz. (5)
Ey rızkın kefili olan Allah’ım, bana helal rızık nasip et!
Kulun ve elçin İsa’nın (a.s) diliyle dua ediyorum Sana, duamı kabul et:
”Allah'ım! Ey Rabbimiz! Bize gökten, bizim için, bizden öncekiler ve bizden sonrakiler için, bir bayram ve senden de bir mucize olacak bir sofra (mâide) indir ve bizi rızıklandır; Sen, rızık verenlerin en hayırlısısın. (6)
Kapına geldim Allah’ım beni boş çevirme,
Cürümümle geldim Sana, ümidimle ve imanımla,
Her gün havf ve reca arasında titreyen kalbime sen inşirah ver Allah’ım!
Ey, Yarattığı kuluna şahdamarından daha yakın olan Allah’ım!
Ellerimden tut!
Beni benimle bırakma!
Beni sensiz bırakma!
Ruhumu yıka Allah’ım!
Eşhedüenla İlahe İllalah ve eşhedü enla muhammeden abdühü ve Resuluhu.

1- Yusuf suresi 101 ayet meali
2- Maide suresi 25 ayet meali
3-. İbrahim suresi 35- 38
4 - Enbiya suresi 87. ayet meali
5- Ar’af 23
6- Maide suresi 114 ayet meali

7 haziran akşam - FATİHANIN ZİHNİ İNŞASI 5

 FATİHANIN ZİHNİ İNŞASI - 5
Hamd Âlemlerin Rabbine mahsustur.”


Hamd kelimesinin bir kaç mânâsı vardır, inşallah şöyle kısaca özetlemeye çalışalım:

1- Hamd; hamd etmek, tam ve mükemmel kabul etmek demektir.

Eksiksiz ve kusursuz kabul etmek demektir.
Bu mânâda hamd yalnız Allah’a aittir.

Zira tam ve mü­kemmel olan, eksiksiz ve kusursuz olan sadece Allah’tır.

Allah dı­şında herkes ve her şey eksiktir, nâkıs­tır, kusurludur, mükemmel değildir.

“Hasan çok iyi ama ah şöyle ol­masaydı”
“Şu yazı çok güzel ama ah şurası şöyle olmasaydı”
“Şu halı çok güzel ama ah şu renk uyumu şöyle olsaydı” deriz değil mi?
Ne­den?
Çünkü Allah dışında her şey eksik ve nâkıstır.
Hiç bir şey tam ve mükemmel değildir.
Ama Al­lah için böyle bir şey düşünemeyiz.
Al­lah mükemmeldir, tamdır, eksiksiz ve kusursuzdur.
O halde hamd sadece Allah’a aittir.

diyor Besairul Kuran isimli tefsirinde Ali KÜÇÜK

müfessirin bu açıklamalarından anlıyoruz ki;
İnsan insandır, tam değildir, mükemmel değildir,noksanlıdır, eksiklidir, kusurludur.

biz ancak
kendimizi tamamlamaya çalışabiliriz ama tam olamayız
mükemmel olmaya çalışmalıyız ama bilelimki mükemmel olamayacağız
noksanlarımızı gidermeye çalışan biri olacağız ama noksansız olamayız
kusurlarımızı düzeltmeye çalışacağız elimizden geldiğince, ama hiç bir zaman kusursuzda olamayacağız

diğer insanlarda bizim gibidir,
kendi hakkımızda da diğer insanlar hakkında da
sadece İnsan olmak beklentisi içinde olacağız
mükemmellik, kusursuzluk, noksansızlık beklentisi içinde olmayacağız
tövbe de, dua da, mağfiret de, af da insanlar için
yeise düşmeden, yılmadan, sabır ve namazla Allahtan yardım dileyerek imtihanımızı kazanmaya çalışacağız
gerçekten tek övülecek olanın ALLAH olduğu bilinciyle Allahın övdüğü davranışları sergilemeye çalışacağız

mükemmelleşmeye, noksanlarımızı gidermeye, kusurlarımızı düzeltmeye yönelik bir çaba içinde olacağız

kendimiz ve insanlar konusunda ifrat ve tefrite düşmeyeceğiz

kibre kapılmayacağız; çünkü Allahtan başkası kusursuz değildir

yeise kapılmayacağız; çünkü Allahtan başkası kusursuz değildir

gözümüzde büyütmeyeceğiz; çünkü Allahtan başkası kusursuz değildir

tamamen silmeyeceğiz; çünkü Allahtan başkası kusursuz değildir

7 haziran ikindi - abdesti daimi

Daima abdestli olmaya çalışın.
Abdest bozduğunuzda hemen ardından abdest almayı alışkanlık haline getirin.
Gece yatağa girerken abdestli olmaya çalışın.
Namazlarınızda daha huzurlu olduğunuzu hissedeceksiniz.

7 haziran öğle - bütün şehir namaz kılıyor



ilginç bir video değilmi?
namaz kılanlarla beraber olmak istedim ilk seyrettiğimde
şehir ikiye ayrılmıştı kılanlar ve kılmayanlar

büyük bir kısmı namazdaydı şehrin, neredeyse bütün şehir namazdaydı
Aslında Asrı saadette olan buydu,
hayat duruyordu ve sahabeler namazı soluyordu
herkes oradaydı, o da oradaydı bunu duyumsuyordu

Aslında gözler görmesede gönüller bilmeliki yine olan bu
yine şehir - şehirler - dünya ikiye ayrılıyor
kılanlar ve kılmayanlar
hatta öylesine ki siz yatsı kılarken
aynı anda birileri sabahı birileri öğleyi, ikindiyi, akşamı kılıyor

bu hali duyumsayarak kılalım bugünkü yatsı namazını
ben kılanlar tarafındayım

Esselamu aleyna

7 haziran sabah - ilk ezan



O geldiğinden beri şehir bir başka oldu. Düşmanlar barıştı, yüzler güldü, herkes birbiriyle kardeş oldu. Artık sokaklarda huzur, gönüllerde güven taht kurdu ve Yesrib şehri “Medine” oldu.
Büyük bir heyecan ve coşkuyla son Nebi'nin mescidi henüz tamamlanmıştı.
Medine, yine huzurlu ve sakin bir geceyi uğurlamaya hazırlanıyordu. Kimileri uyanmış, mescide varmış Nebi s.a.v.'in yanında, kimileri namaz hazırlığında, kimileri ise uykunun mahmurluğunda.
Alaca karanlıkta bir ses gelmeye başladı. Hiç kimsenin bilmediği, şimdiye kadar duymadığı bir ses dalga dalga yayılıyordu Medine semalarında:
“Allahu Ekber, Allahu Ekber!..”
Elbisesini sırtına alan sesin geldiği yöne koşuyordu büyük bir heyecan ve merakla.
Dünya böyle bir çağrıyla ilk kez tanışıyordu. Neydi bu? “Büyük sadece Allah'tır, büyük sadece Allah'tır…” diyerek yapılan bu çağrı ne anlama geliyordu? Merak, heyecan, coşku içerisinde Medine sokakları tek yöne doğru akıyordu.
“Allahu ekber” nidalarıyla uyananlardan birisi de Hz. Ömer r.a. idi. Elbisesini sırtına alır almaz sokağa fırladı. Mescide vardığında Bilâl çağrıyı yani ezanı tamamlamıştı. Elbisesinin bir ucu hâlâ yerde sürünüyordu. Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz'e yöneldi ve dedi ki:
- Seni gönderen Allah'a yemin ederim ki, Bilâl'in okuduğu bu ezanı rüyamda aynen gördüm.
Efendimiz s.a.v.'in memnuniyeti yüzünden okunuyordu.
Peki Bilâl r.a. ezanı nasıl öğrenmişti?
Hicret, insanlık tarihinde en fedakâr insanların gerçekleştirdiği dönüm noktasıdır. Mallarından, yurtlarından, akrabalarından imanları uğruna ayrılan gönül erleri, yani Muhacirler. Onlara kucak açanlar ise dünyanın en cömert ve en diğergâm insanları, yani yardım edenler, yani Ensâr... Medine'nin huzurlu ortamında artık özgürce ibadet edebiliyor, insanca yaşayabiliyorlardı.
Namaz vakitleri yaklaşınca herkes mescitte toplanmaya başlardı. Vakit girdiğinde “es-salâtu cami'a” (namaz bir araya getirir) diye seslenilirdi. Sonra da namaza durulurdu.
Rasul-i Ekrem s.a.v., namazların mescitte cemaatle kılınması üzerinde çok duruyordu. Hatta namaz vakitlerinde görevliler çıkartıp ev ev insanları namaza çağırtmayı veya binaların üzerinde yüksek sesle vaktin girdiğini, ilan ettirmeyi bile düşünmüştü.
Sahabe-i Kiram da bu konu üzerinde düşünüyordu. Kimileri boru öttürmeyi, kimileri çan çalmayı, kimileri ateş yakmayı, kimileri de bayrak dikmeyi öneriyordu. Fakat bunlardan hiçbiri Efendimiz s.a.v. tarafından onaylanmıyordu.
Her şeye rağmen gönüllerde bir ümit gizliydi: Cenab-ı Hakk, Rasulüne ve müminlere en güzel yolu gösterecekti.
Medineli sahabilerden Abdullah b. Zeyd r.a., bir sabah Rasulullah s.a.v. Efendimiz'in yanına geldi. Rüyasında elinde çan taşıyan yeşil elbiseli bir adam gördüğünü anlattı. Adamla yaptığı konuşmayı net bir şekilde hatırlıyordu. Elindeki çanı satın almak istemiş, adam da niçin alacağını sormuş. O da namaz vakitlerini duyurmak için almak istediğini söylemiş. Bunun üzerine yeşil elbiseli adam, “ben sana daha güzel bir yol göstereyim” diyerek bildiğimiz ezanı okumuş.
Abdullah b. Zeyd r.a. rüyasını anlatmayı bitirince Rasul-i Ekrem s.a.v.:
- İnşallah bu hak rüyadır. Bilâl ile birlikte kalk da gördüğünü ona öğret. O da ezanı okusun. Çünkü o senden daha gür seslidir, buyurdu. (Ebu Davud)
Mescidin yakınında bulunan yüksek bir binaya çıktılar. Abdullah, Bilâl'e söylüyor, o da yüksek sesle tekrarlıyordu.
İşte Hz. Ömer r.a.'ın ve dünyanın duyduğu ilk ezan buydu. Kıyamete dek okunacak, susmayacaktı.
Ezan bir çağrı. En büyük hakikatin ilan edildiği bir çağrı.
“Büyük sadece Allah'tır.
Allah'tan başka ilâh olmadığına şahitlik ederim.
Muhammed'in, O'nun rasulü olduğuna şahitlik ederim.
Namaza koşun!
Kurtuluşa koşun!
Büyük sadece Allah'tır.
Allah'tan başka ilâh yoktur.”
Bu çağrı, inananları davet ediyordu ve inananlar günde beş kere Rablerinden gelen bu davete koşuyordu. Birlikte saf tutuyor, O'nunla konuşuyordu. O'nun huzuruna çıkıyor, içiyle dışıyla yalnız O'na teslim olduğunu ispat ediyordu.
O gün bu gündür ezan müslümanların ve İslâm'ın vazgeçilmez bir şiarı, bir özelliği oldu. Ezan duyulduğu bir yerde meşru bir özrü olmadan namaza gitmemek bütün alimler tarafından günah görüldü (İbn-i Abidin). İlk ezanla duyulan coşkunun kıyamete dek yaşanması inanan her insan için bir vazife, bu coşkuyu nesilden nesile aktarmak ise imanî bir sorumluluk kabul edildi.
Mevlâ bizi ezandan ve ezana koşmaktan mahrum etmesin!

5 Haziran 2011 Pazar

6 haziran yatsı - esmaül hüsna ile namaza başlama




"Matlup olan; namaza, "Allahu ekber" lafzıyla başlanmasıdır. Mamafih namazın sahih olması için, Cenâb-ı Hakk'ı ta'zime delâlet eden herhangi bir lafızla başlamak da yeterlidir.

Hanefî Mezhebine göre namaza başlarken ALLAHU EKBER yerine ALLAHU KEBİR, yalnızca ALLAH, ELHAMDULİLLAH, SUBHANELLAH, LA İLAHE İLLALLAH, ERRAHMAN AZAM, ERRAHİM ECEL, (Allahu Rahimun, Allahu Kerimun, Allahu Aziz, Allahu Celil vb - Tebarekallah ) denmeside yeterlidir bunlar tazim ifade eder. çünkü bunlar tazim saygı ifade eden sözlerdirHatta Allah’ın kendisinde ortak olmayan sıfatlarını da söylemeniz caiz olur. Mesela, Ya RAHMAN, Ya HALIK, Ya RAZZAK, Ya ALLAH gibi kelimelerle de namaza başlamanız caizdir. (Halebi, Dürer, Tahtavi)


Buradan şu sonuca çıkarıyoruz, tazim/saygı ifade eden bir cümleyle namaza başlayabiliyoruz, bizde O günkü ruh halimize uygun bir cümle seçip namaza onunla başlayabiliriz, Allahu rahmün, Allahu kerimün gibi Allahın güzel isimleri olan Esmaül Hüsnası ile Allahı anarak namaza başlayabiliriz.

Bugün yatsı namazına Allahın güzel isimlerinden biri ile başlıyalım,
Hatta yatsıları Allahın güzel bir ismine hasrederek hem namazımıza bir anlam katalım, hem Allahı güzel isimleriyle anmış olalım

"En güzel isimler (Esmaü'l Hüsnâ) Allah-û Tealâ'nındır. (O hâlde) O'nu, o isimlerle anın ve onlarla dua edin."(Araf suresi 180. ayet)

Aynı zamanda Araf suresindeki bu farzıda yerine getirmiş olalım, anlayarak, bilerek her gün Allahın bir güzel ismi ile Allahı analım ve onlarla dua edelim.

Bugünden sonra inşallah her yatsıyı bir Esmaül hüsna ile başlayıp bitireceğiz.
Bugün Allahın en kapsayıcı ismiyle açalım namazımızı ALLAHU EKBER!...

6 haziran akşam - FATİHANIN ZİHNİ İNŞASI 4

FATİHANIN ZİHNİ İNŞASI - 4

Bu konuyu Besairul Kuran isimli tefsirinde Ali KÜÇÜK şöyle açıklar:

Bizim hayatımızın kulluk maddelerini düzenleyen Allah’tır.
Bu­rada kul olarak bizim hatırımıza şöyle bir sual gelebilir.
Tamam, benim haya­tımda yaptıklarımın, yapacaklarımın tümünün kararını alan Allah’tır.
Ben O’nun benim adıma tek taraflı seçtikle­rini yapacağım.
O benim adıma neleri yapmamı istemişse ben sadece onları yapacak, neleri yapmamamı istemişse onlardan uzak dura­rak irademi O’na teslim edeceğim. Tamam bunu anladım ve ka­bullendim de,

acaba Rabbimin tek taraflı, bana sormadan, benim fikrimi almadan benim hayatıma tespit ettiği bu programın, bu yaşam biçiminin, bu kulluk prensiplerinin tamamı benim menfaatim icabı mıdır?
Acaba Rabbimin benim adıma aldığı kararların tamamı benim hayrıma mıdır? Acaba Rabbimin ka­rarlarının tamamını yapayım mı? Yap­mayayım mı? Yaparsam ne ka­zanır, ne kaybederim? Kul olarak aklımıza böyle bir soru gelebilir.



Meselâ ben insanlardan birisiyle, içinizden birisiyle bir ticaret ortaklığı yapmaya karar versem,
ortaklık anlaşmasının şartlarını tek taraflı olarak karşımdaki şahsın hazırlamasına razı olmam, ola­mam.
Çünkü karşımdaki bir insandır. Zaafları vardır, menfaat duygusu var­dır. Kendi lehine hareket ederek beni kandırabilir.
Onun içindir ki bu konuda ondan kuşkulanabilirim ve gözü kapalı ona teslim olmayabili­rim.
Zira karşımdaki bir insandır ve her ân beni kandırabilir.
Meselâ karşıma şöyle bir anlaşma metniyle ge­lebilir: Sermayenin 10/9 unu bana, 10/1 ni kendisine, kârın da 10/1 ni bana, 10/9 nu kendine ayı­rabilir.
Böyle bir anlaşma şart­namesiyle, metniyle karşıma çıkıp baş­tan beni kandırabilir.
İnsan olduğu için kuşku duyabilir, onunla böyle bir ilişkiye girmeyebilirim.

Ama Allah için böyle bir şeyi düşünmek mümkün değildir.
Çünkü bakın bizim hayatımıza bize danışmadan tek taraflı kulluk maddesi alan Rabbimiz bu konuda herhangi bir endişemiz olma­sın diye besmelenin üçüncü kelimesinde bizi serinletmek ve ra­hatlatmak üzere şöyle buyurmaktadır.

“(O) Rahmân ve Rahîmdir”
Er Rahmân, Er Rahîm.
O Allah Rahmân ve Rahîmdir.
Sanki bu­nunla bize diyor ki Rabbimiz:
“Kullarım! Benim sizin adınıza tek ta­raflı alacağım kulluk maddeleri, yapacağım hayat programı konu­sunda sakın aklınıza bir şüphe, bir tereddüt gelmesin.
Acaba Rabbimizin bizden istedikleri, isteyecekleri bizim hayrımıza mı, şerri­mize mi? Bizim adımıza yapacağı hayat programı acaba bizim men­faatimize mi, zararımıza mı? diye sakın bir endişeniz olmasın.
Çünkü bilesiniz ki ben Rahmân ve Rahîmim.
Ben sizin için Rahmân ve Ra­hîmim.
Sizi sizden daha çok bilen, sizin hayrınızı, sizin menfaatinizi siz­den daha çok düşünen benim.
Sizin bilmediklerinizi bilen be­nim.
Benim size karşı ilişkim rahmet ve merhamete dayanmakta­dır.
Zaten sizi yoktan var ederken benim bu rahmetim açığa çık­mıştır” buyura­rak, Rahmân ve Rahîm sıfatlarının gündemiyle biz­leri serinletiyor Rabbimiz.
O halde Rabbimizle böyle bir kulluk iliş­kisine girerken zerre kadar bir tereddüt ve korku duymuyoruz.
Çünkü adına iş yaptığımız, hatırına hareket ettiğimiz, hayat prog­ramımızı kendisinden aldığımız, bizim adımıza tek taraflı kulluk maddeleri belirleyen Rabbimiz bize karşı Rahmân ve Rahîmdir.
Bizi bizden çok bilen, bizim hayrımızı, menfaatimizi bizden çok düşünendir O.
Onun için gözü kapalı O’nun programına teslim oluyoruz.

Rabbimiz bu bölümde bizim tüm tereddütlerimizi izâle ederek kendini bize böylece Rahmân ve Rahîm olarak tanıtıyor.
“Kulum, sa­kın sen bu ko­nuda merak etme!
Seni senden daha çok düşünen,
se­nin adına aldığım kararlarla bildiğin bilmediğin bütün zararlardan seni koru­yan,
sana bildiğin bilmediğin bütün menfaatlerini celbeden Rah­mân ve Rahîm’im ben” diyor
ve böyle bir kuşkuyu ta işin başında izâle ediyor, bizi serinletiyor Rabbimiz.

“Rahmân ve Rahîm” Cenâb-ı Hakkın besmele ile zikredilen iki ismidir.
Biliyoruz ki
O’na ait olan 99 isminden sadece bu ikisi besmele ile zikredilir. Rabbimizin bu iki ismiyle alâkalı kısaca şunları söyleye­lim:

Rahmân; düşünebileceğimiz, hayal edebileceğimiz merhame­tin, şefkatin tümünü içine alır.
O’nun Rahmetinin, merhametinin hudu­dunu insan aklının ihata etmesine imkân ve ihtimal yoktur.
Bir hadis­ten öğreniyoruz ki Rabbimizin Rahmeti 99 parçaya bö­lündü ve bu parçalardan sadece bir tanesi dünyaya indirildi.
Onun içindir ki, anne yavrusuna merhamet etmektedir. Onun içindir ki, hayvan yavrusuna merhamet etmektedir.
Onun içindir ki insan eşine merhamet etmekte­dir.
Onun içindir ki, mü'min mü'mine mer­hamet etmektedir.
Dünyada O’nun rahmetinin sadece 100/1’ inin tecellisi böyle ise, varın cennette 100/ 100 ünün tecellisini siz düşünün.

Ama Rabbimizin dünyaya indirdiği bu rahmetinin bu dünyada bazen ters tecelli ettiğini görüyoruz. Meselâ bir Janjark çıkar ve top­lumu adına kendini yakıverir, rahmet ters tecelli eder. Veya meselâ bir anne sabahleyin yatağında mışıl mışıl uyuyan yavrusunun başucuna gelir, merhametinden dolayı onun uykusunu bölmeyeyim diye çocu­ğunu sabah namazına uyandırmaz, rahmet ters tecelli eder. Veya bir Müslüman darılt­mayayım diye arkadaşının namazsız hayatına göz yumar, rahmet ters tecelli eder. Veya karısının, kocasının İslâm dışı tavırlarını ona olan sevgisinden ötürü sîneye çeker, onu uyarmaz, rahmet ters tecelli eder. Böyle bizim toplumda ters tecelli etmiş rah­met misalleri pek çoktur.

Rabbimizin bu Rahmân ve Rahîm isimlerini bazıları şöyle anla­maya çalışmışlar: Rahmân sıfatı dünyadakilere umûmîdir. Cenâb-ı Hak mü’min demez, kâfir demez, dinsiz demez, ateist de­mez, komünist demez, şinktoist demez herkese nîmetlerinden bol bol ihsan eder. Hattâ Allah’ın günü kendisine küfredenlere bile mer­hame­tiyle, rahmetiyle muamele eder. Havalarını, sularını, güneşlerini, ni­metlerini kesivermez insanların. İşte bu Rahmân sıfatının ge­reğidir. Ama tabi burada mü’minin hatırına bir sual gelebilir. Ya Rabbi! Ben dünyada seni Rab ve İlâh bildim. Ben hayat progra­mımı senden al­dım. Bir ömür boyu senin benim adıma aldığın kulluk maddelerine ri­âyet ede-rek yaşadım. Ama sen beni bir kâ­firle denk tutuyorsun. Beni ondan niye ayırmıyorsun ya Rabbi? diye eğer mü’minin hatırına bir soru gelirse, o zaman da Cenâb-ı Hak buyurur ki: Kulum! Sen üzülme, ben senin için Rahîmim de aynı zamanda. Benim Rahîm sı­fatım da var. Bu sıfa­tımın gereği ve tecellisi olarak öbür tarafta sa­dece mü’minlere merhamet edeceğim diyor besmelenin bu bölü­münde. Kulum, sen hiç endişe etme, öbür tarafta seni cennetime ko­yacak ve yalnız mü’min-lere cemâlimi göstereceğim buyurur. Rabbimizin Rahmân sıfatının tecellisini burada görüyoruz, ama belki de Rahîm sıfatının tecellisini öbür tarafta göreceğiz. Cennette cema­lini bize göster­mek sûretiyle Rabbimiz bize Rahîm sıfatıyla tecelli edecektir.

Rahmân ismi tek başına çocuklara isim olarak konmaz, eğer ko­nursa o şeytan olur diyor Allah’ın Resûlü. “Abdurrahmân” şek­linde konulabilir.

Rabbimizin “Rahmân” ismi öyle bir isimdir ki, tüm isim ve sı-fatları buna bağımlıdır. Meselâ Allah “Hâdî” dir, kullarını hidâyet edicidir, ama bu ismi Rahmân ismine bağlıdır. Yâni eğer Rabbimiz Rahmân olmasaydı, sonsuz merhamet sahibi olmasaydı kullarını hi­dâyete ulaştırmazdı. Veya meselâ Rabbimiz “Rezzâk” dır, tüm ya­ratıklarını doyurup besleyendir, ama eğer Rahmân olmasaydı hiç kimseye rızk vermezdi. Öyleyse Rabbimizin tüm isim ve sıfatlarının başı bu “Rahmân” sıfatıdır.

6 haziran ikindi - tevbe ve abdest

Tevbeden maksat şudur ki, nefsin kötü ve çirkin sıfatlarını iyiye döndürmektir.

Ey biçare... Şunu iyi bil ki, insan tevbe kapısından geçmedikçe, ne kadar
ibadet ederse etsin, onun kurtulması muhaldir.
Tevbe, ibadetlerin abdesti mesabesindedir.
Nasıl abdestsiz namaz olmazsa ,
tevbesiz ibadet makbul olmayıp sonu husran, perişanlık ve nedamettir, nadimi pişman olmaktır.

....
yukarıdaki yazı üzerine

ABDESTSİZ ABDEST
ve
ABDESTE ABDEST ALDIRMAK
yada
ABDESTİ ABDESTE DALDIRMAK

veya
ABDESTSİZ ABDESTLE KILINAN NAMAZ,
veyahut
ABDESTLİ ABDESTLE KILINAN ABDESTLİ NAMAZ

kavramları üzerinde düşünmeye ne dersiniz?
Etkin. Z

6 haziran öğle - sünnet diye sünneti yitirdik


Londra`da yaşayan Soner Özenç, `Sajjadah 1426` adlı pusulalı bir seccade tasarladı. Seccade Mekke yönüne döndükçe fosfor desenleri parlaklaşıyor.

Hayat bir yolculuğun hikayesidir aslında
Öte dünyaya doğru giden bir yolculuğun hikayesi

Gemiciler denize açıldığında yönlerini pusula ile bulurlardı
Zaman zaman pusula ile kontrol ederek yönlerini doğrularlardı

Hayat denilen denize açılmış, gemiler gibi insan
Ya insana yönünü kim gösterecek?
Ya insan yönü doğrumu yanlışmı nasıl bilecek?

Namazlar insanın pusulasıdır aslında
Dur diyen, yapma diyen, Gel diyen, Gitme diyen
Tövbe et diyen, Afferim diyen, Temizlen diyen, Maşallah diyen

Kişiye yönünü gösteren namazlar namazdır aslında


Bu namazı bu şuur içinde kılalım
Namazımız pusulamız olsun bize yönümüzü göstersin
Namazımız bize koordinatlarımızı göstersin
Hangi yolda olduğumuzu göstersin
Allahın nimetlendirdiklerinin (enamte aleyhim) yolundamıyız
Allahın öfkelendiklerinin (mağdubi aleyhim) yolundamıyız

Her namazda muhakkak bir yol, bir  yön duası edelim 
eğer doğru yolda isek bu yolda kalbimizi sabit kıl diye
eğer yanlış yolda isek Rabbim bizi doğruya döndür diye

Ve namazın ardından kavli duanın ardından fiili dua gelsin
Elimizin, dilimizin, belimizin, ayağımızan, gözlerimizin ettiğimiz duadan haberi olsun
Her biri kıyam kıyam, rüku rüku, secde secde, dua dua doğrulsun.


Ancak biz pusulamızı kaybettik asırlardır
Biz namazı kaybettik
Sünnet diye peygamberimizin(s.a.v) duasını yaptık kendi dualarımız yerine
Sünnet diye gerçek sünneti yok ettik, O hıçkıra hıçkıra kendi duaları yapardı
Kendimize dua edemez, kendimize yönümüzü gösteremez olduk
Halbuki namaz,salat aslında dua demekti
biz duayı kaybettik, namazı kaybettik, pusulayı kaybettik
namaz bizi kötülüklerden korumadı, biz hayatı, imtihanı kaybettik
Nolursunuz dua edin, kendi dualarınızı edin, kendinize dua edin
Nolursunuz salat edin, Nolursunuz Allaha yalvarın, Nolursunuz Allaha dua edin
Duanız olmasa Allahın indinde ne kıymetiniz var?
Duanız olmasa namazın ne kıymeti var?
Namazın özü dua
Namazın sırrı dua

 Esselamu aleyna