5 Haziran 2011 Pazar
6 haziran sabah - onlar ezanı duydular, Siz hiç ezanı duydunuzmu?
Bu soru elbette ilk başta birçoğumuza biraz garip gelecektir. Evet, günde beş defa bu kutlu çağrı kulaklarımızda yankılanıyor. Gündelik hayatımızda sık sık ezanı işitiyoruz. Ama burada biraz durup duymak fiilinin anlamı üzerinde düşünmemiz gerekiyor.
Türkçe'nin ilk zamanlarında ve sonraki uzun dönemlerinde duymak fiili (bugün her ne kadar asıl anlamından uzaklaşmış olsa da) hissetmek anlamında kullanılmıştır. Kulağa çalınan ses her neye dair olursa olsun sadece işitilmekle kalınmaz, aynı zamanda hissedilir ve bu mürekkep eylem duymak fiiliyle ifade edilirdi. Zaman içerisinde kelimenin kullanımı sıradanlaştıkça anlam çağrışımları da sönmeye başladı ne yazık ki.
Şimdi bu can alıcı soruyu tekrar dile getirelim: Günde beş defa ezanı işitiyoruz ama onu duyabiliyor muyuz acaba?
Bizim için artık sıradanlaşmaya başladı belki de bu çağrıyı işitmek. Bu yüzden asıl anlamına vakıf olamayabiliyoruz. Konuyu biraz olsun açıklığa kavuşturması ümidiyle ezansız beldelerde yaşayıp kimi zaman ezana tesadüf etmiş Müslüman ve gayr-ı müslimlerin görüşlerine başvurduk; bize ezanı duyduklarında neler hissettiklerini anlattılar.
Ve bir de ezan sesleriyle büyüyüp sonraları ezansız beldelerde kalanlar... İşleri en zor olanlar onlar olsa gerek.
- Michiko Kayanoki, Japonya, Emekli Öğretmen
İstanbul'a ilk gelişimde Sultanahmet Camii'nin yakınında bir otelde kalmıştım. Sabah bir sesle uyandım ve önce ne olduğuna anlam veremedim. Günün değişik saatlerinde benzer çağrıyı yine duydum. Her birinden çok etkilendim, ama özellikle insanı derin uykusundan kaldıran sabah çağrısı beni daha çok etkiledi. Ve o gün Japonya'daki 84 yaşındaki annemi aradım. "Deniz kokusunu ve ezanı duymak için mutlaka İstanbul'a gelmelisin" dedim. Hayatının son yıllarını yaşıyordu, bu duyguyu tatmalıydı. Annemin gözleri görmüyordu ama deniz kokusunun ve ezanın kuşattığı İstanbul'u hissetmek için görmeye ihtiyacı yoktu...
- Zhang Chou, Kore, Grafiker
İstanbul'da bir arkadaşım boğazda beni akşam yemeğine davet etti. Ortaköy Camii'ne yakın bir restoranda oturuyorduk. Yemeğin sonuna doğru daha önce birkaç defa duyduğum o çağrı okunmaya başladı. Okunan çağrının ne anlama geldiğini sordum. Arkadaşım detaylıca anlattı; namazın anlamını söyledi. Yemekten kalkınca camiye doğru yürüdük. Birçok insan camiden çıkıyordu. Arkadaşım, "Bak işte bunlar çağrıya anında kulak verenlerdir." dedi. O an düşündüm, Tanrı bir çağrıda bulunuyor ve O'na inananlar hemen bu çağrıya kulak veriyorlar; günlük hayatın içinde Tanrı ile ne kadar dinamik bir ilişki var...
- Necla T. İlhan, ABD, İşletmeci
Müslüman olmadan önce duyduysam da bu sözcüklerin ne anlama geldikleri hakkında hiçbir fikrim yoktu. Geçenlerde gayr-i müslim birinin bana dediği gibi, "Her duyduğumda bu sözlerin farklı olduğunu sanırdım." Bu kelimeler şuursuzca kullanılmıyordu. Bunlar namaza çağrıydı, harekete geçmeye ve derin düşünmeye bir davetti.
Bu davete yürekten icabet etmek, inanan diğer kardeşlerimle birlikte Yaradan'a ibadet etmek için saf tutmak benim için cesaret verici ve keyifli bir deneyimdi. Fakat yine de binlerce yıldır müminleri harekete geçmeye çağıran bu sözlerin derinliğini ancak uzun yıllar sonra kavramaya başlayabildim. Bunu başarmamı sağlayan önemli bir ipucuyla Müslüman bir ülkeye yaptığım ilk seyahatte karşılaştım. Namaza kalkmak için saatimin alarmını kurduğum ABD'dekinden farklı olarak şafak vaktinde kalkıp yakındaki minarenin tepesinden yankılanan ezanı duymaya can atıyordum. Gün ağarmadan uyandım. Biraz sonra "Allahü Ekber (Allah Uludur)" sözleri civarda yankılandı ve beni müthiş ve beklenmedik bir heyecana itecek şekilde bir başkası daha başladı, sonra bir başkası ve bir başkası daha... Sanki bütün dünya insanlığa Yaratıcı'larını, inançlarını, görevlerini, ödüllerini ve nihai varacakları yeri hatırlatan bu çağrıyla dolmuştu. Bu sözcükler üzerimde tekrar tekrar yankılanırken orada öylece durdum, ruhum mutluluk ve huzurla doldu ve ağlamaya başladım.
- Dr. Muhammed Esed (Michael Bedrine), ABD
Üç yaşından on sekiz yaşına kadar California-Texas Petrol Şirketi'nde (Caltex) yönetici olan babamın işinden dolayı ailemle dünyanın birçok yerinde yaşadık ve seyahat ettik.
Geriye dönüp baktığımda, yurtdışı deneyimlerimden üzerimde en kalıcı etkiyi bırakanların beş yaşında Bahreyn'deyken ve daha sonra Hindistan'daki gençlik yıllarımda gözlemlediğim Müslümanların namaz kılışları ve müezzinin ezan okuyuşu olduğunu görüyorum. Ezanı duymam bile beni heyecanlandırıyordu. Beni mutlu ediyordu (hâlâ da ettiği gibi) ve ne yapıyor olursam olayım her duyduğumda dinlemek için yaptığım işi bırakıyordum. O zamanlar ezanın hayatımın bu kadar önemli bir parçası olacağını tahmin bile edemezdim.
Benim için her şey, o beş yaşındaki çocuğu her zaman cezbetmiş olan ve zaman ve mekan boyunca yapmış olduğu uzun bir yolculuk sonunda İslam'ı kabul etmesine yol açan ezanla, yani namaz çağrısıyla, başlamış olabilir.
- Ataullah Boğdan Kopanski, Polonyalı, Tarih ve Siyaset Bilimi Profesörü
On iki yaşındayken, kilisenin mantığa uymayan çelişkiler yüklü akidesini reddettim. İki yıl sonra 1962'de Cezayirli Müslüman mücahitlerin Fransız sömürgeciliğine karşı yürüttükleri
mücadelenin zaferle sonuçlanması bende hayranlık uyandırdı. İslam'ın kalbime girmesine yol açan ilk 'ok' buydu ...Lisede ve de üniversite eğitimimin ilk yıllarında, tipik 'başkaldırı
kuşağı' mensubu Kızıllardan biriydim. Kur'ân'ın hakikatine uzanan yolum engebeler doluydu; yavaş ilerliyordum.
1974'te Kanuni Sultan Süleyman'ın Leh krallığına yönelik politikası hakkındaki master tezimi çalışmak üzere Türkiye'ye gittim. Orada duyduğum, insanlığın en güzel sesi, sarstı beni:
Ezandı bu!
Ezan karşısında içim ürperdi, tüylerim diken diken oldu. Bilinmedik büyük bir güç beni İstanbul'un eski camilerinden birine sürükledi. Caminin avlusunda yaşlı, mütebessim bir Türk
abdest alıyordu; bana da abdest almayı öğretti. Gözyaşları içinde "Allah'ın birliğine ve Muhammed (sav)'in peygamberliğine" şehadetimi ikrar ettim ve ilk namazımı -ki akşam namazıydı- orada kıldım. Kof ideolojileri silip attım dünyamdan.
Hayatımda ilk defa, zihnim huzura kavuşmuş, rahatlamıştı.
Kalbimde muhabbetullahın hazzını hissettim.
Artık bir Müslümandım
- Reyyan Kılıç, Filipinler, Eczacı
Müslüman oluşumun ilk üç senesinde ezana pek dikkat etmedim. Ne anlattığını ve taşıdığı önemi biliyordum. Fakat o yıllar boyunca ezanı duyup da sıra dışı bir şeyler hissettiğim bir an olduğunu hatırlamıyorum. O dönemler için yeni bir Müslüman olarak İslam'ı yaşayışımda ezanın özel bir yeri olmadığını üzülerek söylemeliyim. Benim için ezan Türk namaz takvimine ayarlı, ufacık bir alarmlı saatten okunandan ibaretti. Bana en yakın cami bir mahalle ötedeydi. Her halükarda ezan sadece içeride okunabiliyordu, dışarıya yayını yasaktı. Yeni bir Müslüman olarak o yıllarda kendimi neyden mahrum bıraktığımın farkında değildim.
Dört yıl önce, Türkiye'ye gelişimin ikinci ayında, her şeyin apaçık belirginleştiği o anı nihayet yaşadım. Ezanı sanki ilk defa duyuyordum. Öğle namazına çağrı o kadar güzel ve belirgin bir şekilde okunmuştu ki inanılmaz duygularla dolmuştum. Gözümdeki yaşları ve içimde hissettiğim sıcak duyguyu hâlâ hatırlıyorum. Bu basit çağrının taşıdığı merhameti eskiden yaşadığım yerde değil de Türkiye'de fark ettiğime memnunum. Türkiye'de ezanı günde beş kere duyacağımı ve Müslüman cemaatiyle bir olduğumu biliyorum.
- Mehtap Bekhan, İngiltere, Öğrenci,
Kimsesiz kalmış bir çocuk annesinin ona seslenişini bekler ya hesapsızca. Hep onu bekler, onu arar, her duyduğu sesi annesininki zanneder. Fakat daha sonra fark eder ki, aslında bunların hepsi uzaktadır ve boşluk duygusunun ona yaşattığı hislerdir.
İşte insan yurtdışında, ezandan mahrum ülkelerde yaşarken de, çocuğun annesinin çağırışını beklediği gibi bekler ezan sesini. Davet edilmeyi, ‘bana gel' denilmeyi bekler. Sanki her an onu duyacak gibi etrafına bakınır, benzer sesleri o zanneder. Kulakları bazen kısa süreli yanıltsa da onu, gözleri yanıltmaz; zira müezzinlerin çıkacağı minareler de yoktur şehirde... Pes eder...
Fakat bir tesellisi vardır, birilerinin onu hâlâ dinleyebildiği yerler vardır; teselli olur. İnsanın içinde mayalanan ve asla bitmeyecek bir özlemdir yurtdışında ezan...
- Ahmed Khalid, Canada, Mühendis
Herşey kendi tabi ortamında yaşanmalıdır. Tıpkı İslam şehirlerinde ezanlar duyarak, camilere koşarak Müslümanca yaşamak gibi. İnsan içinde yaşarken fark etmez, kıymetini bilmez bunların. Namaz vakitlerini bir müezzinden duymanın, ihtiyaç hissettiğinde bir minarenin izini sürüp camiye koşmanın, bir şadırvanda abdest alabilmenin güzelliğini ancak onları yitirdiğin zaman anlarsın. Bir cami avlusunda 7’den 70’e müminlerle birlikte ezanı beklemenin, Allah’la secdede buluşmaya dakikalar saymanın hazzını özlersin.
Alıntı
5 haziran yatsı namazı - böyle olmamalı böyle olmamalı
Böyle olmamalı, her kelimeyi bir kerede içimden söylemeliyim, gönlümden, zihnimden söylemeliyim, ne dediğimi bilmeliyim, ne yaptığımı bilmeliyim.
Huşu ile alınmış bir abdestten sonra kıbleye doğru çevirdiğim seccademin üstündeki Kâbe figürleri ilgimi çeker ilkin. Ardından sessiz bulduğum odamdan sesli bir niyet ederim. Herkes hissetmiştir o sesi odada: Saatim, defterim, kalemim, bilgisayarım, dolabım… Bir tek ruhum hissetmemiştir o an. Ve ellerimi bir vinç edasıyla birlikte kulaklarıma kaldırırken hüzünlü bir ses kaçırırım ağzımdan:
Allahü Ekber !
Ardından ellerimin birbirine kapanması; sırasıyla Subhaneke duası, Fatiha suresi ve Zamlı sure… İşte o an dudaklarım basınç yaparken her harfte, ben orada değildim. Nerede miydim? Borç verip de paramı tekrar alamadığım arkadaşımın kapısının önünde, ağabeyimin vurdumduymaz haline sinirlendiğim memleketimde, babamın vefat ettiği hastanenin önünde öldüğünü duyduğum anki çöküşümde, annemi teselli ederken İnna Lillahi ve İnna İleyhi Raciun ayetini söylediğimde, vizesinden tavan yapıp, finalinden taban yaptığım sınavımda, belki de bir plakçının önünde Kazım Koyuncu’nun hastane önünde “İncir Ağacı” türküsünü dinlerken herkesin bana alaycı bakışlarında…
Ve namaz kıldığımı hatırlayarak kendimi secde halinde bulurum. Hızlı hızlı Subhane Rabbiyel A’la diyerek doğrulurum eğri düşüncelerimle. Bu seferde Ettehiyyatü, Salli- Barik, Rabbena dualarını okuduğunu hisseder dudaklarım. Ama kaç rekât kılmıştım ki ben… 3 rekât mı hayır hayır, 4 rekât oldu yok yok ben yanlış kıldım namazı en iyisi mi Sehiv secdesi yapayım… Ve karar almışımdır fazla namaz göz çıkarmaz diye. Sehiv secdesini de yapmışımdır artık. Selamımı vermeyecek mazeretim yoktur diyerek boynumu kütledercesine çeviririm sağa sola. Esselamüaleyküm Verahmetullah, Esselamüaleyküm Verahmetullah…
Derken manasını bir türlü ezberleyemediğim o uzun sözcükler ardın sıra çıkar. Kısacası başladığı yerden başladığı yerde bitiririm. Yani boğazımdan aşağıya inmez o sözcükler. 33 kere Subhanallah, Elhamdülillah, Allahü Ekber sırasıyla dua tabi ki… – Vinç tekrar devreye girmiştir bu sırada – Allah’ım kıldığım namazı sen kabul eyle!!! inşallah eyler, inşallah eyler, katında kabul eylersin Rabbim!!!
Fatih Kayabaşı
5 haziran akşam namazı - FATİHANIN ZİHNİ İNŞASI 3
FATİHANIN ZİHNİ İNŞASI - 3
Fatiha bize besmele şuurunu verir, yapacağımız işlere başlarken besmele çekmemiz gerektiğini öğretir, yapacağımız işlere Allahın adıyla başlamamız ise bize Allahın uygun gördüğü ve görmediği fiiller konusunda uyanıklık sağlar,Hadi kolaysa besmele çekde al telefonu eline haram işle, besmele çekde aç bilgisiyarı haram işle, besmele çekde çık dışarı haram işle, besmele çekde tut elinden haramın, besmele çekde çal,öldür,dedikodu yap, laf taşı, besmeleyle göz kırp, Allahın adıyla öpücük ver, besmeleyle .......vb vb vb
Ya besmeleyi, dinini, Allahı bırakacaksın ya günahı işte size cennetin anahtarı

Besairul kuranda Ali küçük bu konuya şöyle açıklık getiriyor:
kul için, kulu adına kulluk maddelerini tespit eden Allah’tır.
O halde besmeleye başlarken biz demek istiyoruz ki:
Ya Rabbi! Şu anda ben senin benim için, benim adıma tespit ettiğin, hayatıma koyduğun, yapmamı istediğin kulluk vazifelerinden, kulluk maddelerinden birini yapacağım, yapmaya başlıyorum.
Yâni bir konuşmaya veya bir iş yapmaya başlarken besmele çekerek ya Rabbi bunu yapmamı sen istediğin için senin adına yapmaya başlıyorum diyoruz, ya da bunu ortaya koyma adına besmele çekiyoruz.
O halde meselâ içki içerken, içki içmeye başlarken çekebilirseniz besmele çekin. Veya zinaya başlarken, faizli muamelelere girerken, tesettüre uymayan bir elbiseyi üzerinize giyerken, sakalınıza usturayı vururken, vurdururken, yabancı bir kadının elini sıkarken, haramla, israfla kurulmuş bir sofraya otururken, parmağınıza altın bir yüksük takarken, meşru olmayan bir paraya el uzatırken, kanalizasyonları seyretmeye başlarken, eliniz onun düğmesine giderken, mâlâ-yâni işlerken çekebilirseniz besmele çekin. Allah adına, Allah namına, Allah istediği için ben bunu yapmaya başlıyorum deyin diyebilirseniz.
Eğer Allah içki içmenizi istiyorsa, veya üzerinize tesettüre uygun olmayan bir elbise giymenizi istiyorsa besmele çekin. Ya Rabbi, ben bunları senin adına, senin namına, sen istediğin için yapmaya başlıyorum deyin. Ama yok Allah bütün bunları yapmanızı istemiyorsa, o zaman bunların başında “bismillah” demeye hakkınız yoktur. Ya Rabbi ben bunları senin adına, senin namına yapıyorum, sen istediğin için yapıyorum diyemezsiniz.
Hattâ haramın başında besmele çekmek insanı dinden bile çıkarır. Çünkü haramın başında besmele çekmek onu helâl kabul etmektir ki bu küfürdür Allah korusun. Haramın başında besmele çekmek Allah’a akıl vermeye kalkışmak ve Allah’a en büyük iftira etmektir. Allah’ın istemediklerini O istiyormuş pozisyonunda, O’nun adına yapmaya çalışmak zulümlerin en büyüğüdür.
İşte besmelenin bizim hayatımızdaki rolü budur.
Öyleyse hayatımızda başında besmele çekemeyeceğimiz işimiz olmamalıdır.
Yâ-ni bismillah diyerek, Allah adına diyerek yapacağımız her işimiz, konuşacağımız her sözümüz İslâmî olmalıdır.
Esasen besmele İslâmî bir hayatın ifadesidir.
Besmele mahza İslâm’dır.
Onun içindir ki Kur’-an’ın tamamı onda toplanmıştır.
Mü’min besmele çekemeyeceği bir hayatın adamı değildir.
Onun yaptıklarının tamamı kulluk akdine uygun olmalıdır.
Yaptığı her şeyin yaptırıcısı Allah olmalıdır.
İşte o zaman mü’min her işinin başında besmele çekebilecektir.
İşte bu mânâda insanların kimilerinin besmelesi farklıdır.
Hayatlarının programlayıcısı Allah olmayan, amellerinin yaptırıcısı Allah olmayan, hayatlarının kulluk maddelerini Allah’tan başkalarının aldığı kimselerin besmeleleri farklıdır.
Meselâ hayatlarını Firavunlar adına yaşayan, yaptıklarını Firavunlar adına, onları razı etme, onları yüceltme adına yapanlar
“Bi izzeti Firavun” Firavun adına, Firavun namına, Firavun şerefine derler. Kimileri “Bi ismi para” Kimileri “Bi ismi kadın” Kimileri “Bi ismi menfaat”Kimileri “Bi ismi Tâğut” Kimileri “Bi ismi dünya” Kimileri “Bi ismi moda” “Bi ismi çevre” “Bi ismi âdet”diyorlar. Çünkü onların hareket noktaları bu varlıklardır. Onların hayat programlarını belirleyenler bu varlıklardır.
Yâni onların kulluk maddeleri bu varlıkların istediği biçimde gerçekleşmektedir. Yâni onların yaptıklarının tümünün yaptırıcısı bunlardır. Hayatlarını Allah’tan başkaları adına yaşayan insanların elbette besmeleleri de farklı olacaktır.
O halde önemine binaen şu gerçeği bir daha söyleyelim:
Müslüman olarak bizim hayatımızda başında besmele çekemeyeceğimiz işimiz olmamalı.
Veya besmele çektiğimiz her işimiz, Allah adına diye başladığımız her şeyimiz Allah’ın rızasına uygun olmalıdır.
Allah’ın istediği cinsten olmalıdır.
Çünkü bizim hayatımıza kulluk maddesi alan sadece Allah’tır.
Bizim program yapıcımız, yaşam belirleyicimiz sadece Allah’tır, bunu hiçbir zaman unutmamalıyız.
Besmelenin bizim hayatımızdaki fonksiyonu işte böyle çok büyüktür. Rabbimizin tüm isimlerini, tüm sıfatlarını ihtiva eden bir cümledir besmele. Bize yansıyan yönüyle de besmele mahza kulluğun izhârıdır.
Besmele ubûdiyetin, kulluğun izhârıdır.
O halde kendisinden sonra gelecek bütün söz ve işlerin İslâmî olması şarttır. Yoksa her ân Allah’a iftira etmiş olmaktan kurtulamayız.
Burası çok önemlidir.
Yâni hiç bir zaman unutmayalım ki, besmeleden sonra gelecek
bütün amellerimiz,
bütün eylemlerimiz kulluk maddesidir
ve besmeleden sonra yapacağımız her şey İslâmî olmalıdır.
5 haziran ikindi namazı - bir devrim olsun
TAMAM!... OLSUN!...
HER ABDEST BİR DEVRİM OLSUN İÇİMİZDE
HER ABDEST BİR EVRİM OLSUN
HER ABDEST BİR DİRİLİŞ OLSUN
HER ABDEST BİR DURULUŞ OLSUN
HER ABDEST YENİ BİR KURULUŞ OLSUN
HER ABDEST YENİ BİR DURUŞ OLSUN
HER ABDEST RABBİN KAPISINA YENİ BİR VURUŞ OLSUN
HER ABDEST NEFSİMİZE BİR SORUŞ OLSUN
GÜNAHLAR SOLSUN
RABBİMİN NİMETİ TAMAM OLSUN
AMİN!...
Etkin.Z
Bugün ikindi namazını böyle bir abdestle kılalım, aldığımız abdest bizde bir şeyleri değiştirsin, içimizde bir şeyleri değiştirsin, namazımızda bir şeyleri değiştirsin, bizi yenilesin, yepyeni bir biz yapsın bizi
5 haziran öğle namazı - namazınız kırık testidir
kırık testi sizin namazınızdır
namazınız nasılsa hayatınız öyledir
namazınız güzelse hayatınıza güzellik sızar
namazınız riyaysa hayatınıza riya sızar
namazınız yalansa hayatınıza yalan sızar
hiç bir şey için geç değildir
namazınızı güzel kılarsanız herşey düzelecektir
hayatınıza güzellik sızmaya başlayacaktır.
Bu öğle namazını bu şuurla kılalım
Bu öğle namazını bu şuurla kılalım
4 Haziran 2011 Cumartesi
5 haziran sabah namazı - Rabbimiz sabahı size hediye ediyor
Gece. Yıldızlar ayet ayet gökyüzünden asılıyor. Gökyüzünde şölen var: vaktin melekleri, insanoğluna ikinci kez eline geçiremeyecek olduğu “zaman dilimi”ni sunuyorlar.
“Kalkın ey insanlar, Rabbimiz, sabahı size hediye ediyor!”
diye nida ediyorlar.
insan uykuda. insan nefsinin kuyusunda. Kuyularda Yusuf yok. Rüyaları yılanlar basmış. Minareden bir ses: “Allahu Ekber!” Yusuf suretinde bir genç ayakta ve namazda: “Allahu Ekber!”
Kıyamet bugün de ertelendi, çok şükür.
Ve ruhumuzun kıyametinin ebediyyen ertelenmesi için hep birlikte haykıralım:
“Haydi namaza!”
alıntı
“Kalkın ey insanlar, Rabbimiz, sabahı size hediye ediyor!”
diye nida ediyorlar.
insan uykuda. insan nefsinin kuyusunda. Kuyularda Yusuf yok. Rüyaları yılanlar basmış. Minareden bir ses: “Allahu Ekber!” Yusuf suretinde bir genç ayakta ve namazda: “Allahu Ekber!”
Kıyamet bugün de ertelendi, çok şükür.
Ve ruhumuzun kıyametinin ebediyyen ertelenmesi için hep birlikte haykıralım:
“Haydi namaza!”
alıntı
4 haziran yatsı namazı - Subhaneke yerine
Şafiiler namaza niyyet edib arkasından tekbir getirdikten sonra Teveccüh okurlar İşte Teveccüh duası budur
Hz. Ali'nin rivayetine göre Hz. Peygamber namazı ikamede veccehtu ile başlardı.- “Allahumme veccehtu vechiye lillezi fetares-semavati vel-erda hanifen muslimen vema ene minel-muşrikine inne salati ve nüsuki ve mahyaye ve memati lillahi rabbil-alemine laşerike lehu ve bizalike umirtu ve ene minel-muslimine
İftitah tekbirinden sonra Resulullahın okuduğu duanın anlamı :“Ben yüzümü yeri ve gökleri yaratan Zât’a, O’ndan başka her şeye sırt dönerek ve O’na teslim olarak çevirdim. Ben, asla müşriklerden değilim. Muhakkak ki, benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm hep Âlemlerin Rabbi olan Allah (cc) içindir. O’nun şeriki yoktur. Ben bununla emrolundum. Ve ben Müslümanlardanım.
bir kaynakta arapçasını bulamadım ama bu duanın daha uzun bir versiyonu var türkçesini buldum yukarıdaki duaya Allah Resulü şu sözleride ilave ediyormuş
Allah'ım Sen Melîksin. Senden başka ilah yoktur. Sen, benim Rabbimsin, ben de Senin kulunum. Ben nefsime zulmettim. Günahlarımı itiraf ediyorum. Sen, benim bütün günahlarımı affet. Senden başka günahı affedecek yoktur...”
Allah Resulü Hanefilerin Subhanekeyi okuduğu yerde bazen bu duayı da okumuştur, bir de Ebu Hureyreden gelen "Allahumme baid ...." şeklinde başlayan bir dua rivayet ediyor.
Bütün bunlar Namazın ruhuna uygun olmak şartıyla farklı duaların okunabileceğini gösteriyor, Subhaneke duası daha çok Allaha tazim ağırlıklı bir dua iken Veccehtü duası Allaha söz veriş, itiraf, kulluk sunuşu ağırlıklı bir dua niteliği taşıyor.
Her ikiside güzel dualar, benzeri anlamları taşıyan dualar edilebileceğini de gösteriyor bize
Eğer arapçasını ezberlemekte zorluk çekiliyorsa, ya da arapçasını okurken içselleştirmekte, zihne gönle bu dualardaki anlamları aktaramıyorsak, türkçe olarak da duaları okuyabiliriz, zira Allah resulünün sünnet kendi ana dilinde gönlünün, zihninin, aklının anlıyabileceği, algılayabileceği, duyabileceğı, duyumsayabileceği bir dille kendine ve Rabbine seslenmekti.
"Ne dediğinizi bilinceye kadar sarhoşken namaza yaklaşmayın........(Nisa 43)" şeklinde devam eden ayeti kerimede önemli olanın ANLAMAK olduğu bize söylüyor.
NE DEDİĞİNİ BİLMEK olduğunu bize söylüyor
sözler GÖNLÜMÜZDE yankılanmalı
sözler ZİHNİMİZDE yer bulmalı
sözler AKLIMIZA takılmalı
sözler KALBİMİZE işlemeli
Namaz hareketlerden ibaret değildir, Namaz aynı zamanda
SÖYLEMEKTİR
NE SÖYLEDİĞİNİ BİLMEKTİR
KONUŞMAKTIR
NE KONUŞTUĞUNU BİLMEKTİR
DEMEKTİR
NE DEDİĞİNİ BİLMEKTİR
İSTEMEKTİR
NE İSTEDİĞİNİ BİLMEKTİR
DUA ETMEKTİR
NE İÇİN DUA ETTİĞİNİ BİLMEKTİR
ARAPÇA BİLMİYORSANIZ NASIL BİLECEKSİNİZ?
ALLAHIN NİSA 43 AYETİNİ NASIL YERİNE GETİRECEKSİNİZ?
ALLAH SİZİN ARAPÇA BİLMEDİĞİNİZİ BİLMİYORMU?
ALLAH SİZİN KAVMİNİZİ DİLİNİZİ YARATAN DEĞİLMİ?
ALLAH KURANI ARAPÇA İNDİRDİ, NAMAZDA KIRAATI ARAPÇA, KURANCA YAPIN
ANCAK DUALARI NE DEDİĞİNİZİ BİLEREK YAPIN.
DUA DAVET DEMEKTİR, ÇAĞRI DEMEKTİR, ÇIĞLIK DEMEKTİR.
ALLAH AŞKINA, ALLAHI NEYE DAVET ETTİĞİNİZİ BİLİN!...
NAMAZ ZATEN DUADIR, SALATIN ANLAMI ZATEN DUADIR
Esselamu aleyna
Hz. Ali'nin rivayetine göre Hz. Peygamber namazı ikamede veccehtu ile başlardı.- “Allahumme veccehtu vechiye lillezi fetares-semavati vel-erda hanifen muslimen vema ene minel-muşrikine inne salati ve nüsuki ve mahyaye ve memati lillahi rabbil-alemine laşerike lehu ve bizalike umirtu ve ene minel-muslimine
İftitah tekbirinden sonra Resulullahın okuduğu duanın anlamı :“Ben yüzümü yeri ve gökleri yaratan Zât’a, O’ndan başka her şeye sırt dönerek ve O’na teslim olarak çevirdim. Ben, asla müşriklerden değilim. Muhakkak ki, benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm hep Âlemlerin Rabbi olan Allah (cc) içindir. O’nun şeriki yoktur. Ben bununla emrolundum. Ve ben Müslümanlardanım.
bir kaynakta arapçasını bulamadım ama bu duanın daha uzun bir versiyonu var türkçesini buldum yukarıdaki duaya Allah Resulü şu sözleride ilave ediyormuş
Allah'ım Sen Melîksin. Senden başka ilah yoktur. Sen, benim Rabbimsin, ben de Senin kulunum. Ben nefsime zulmettim. Günahlarımı itiraf ediyorum. Sen, benim bütün günahlarımı affet. Senden başka günahı affedecek yoktur...”
Allah Resulü Hanefilerin Subhanekeyi okuduğu yerde bazen bu duayı da okumuştur, bir de Ebu Hureyreden gelen "Allahumme baid ...." şeklinde başlayan bir dua rivayet ediyor.
Bütün bunlar Namazın ruhuna uygun olmak şartıyla farklı duaların okunabileceğini gösteriyor, Subhaneke duası daha çok Allaha tazim ağırlıklı bir dua iken Veccehtü duası Allaha söz veriş, itiraf, kulluk sunuşu ağırlıklı bir dua niteliği taşıyor.
Her ikiside güzel dualar, benzeri anlamları taşıyan dualar edilebileceğini de gösteriyor bize
Eğer arapçasını ezberlemekte zorluk çekiliyorsa, ya da arapçasını okurken içselleştirmekte, zihne gönle bu dualardaki anlamları aktaramıyorsak, türkçe olarak da duaları okuyabiliriz, zira Allah resulünün sünnet kendi ana dilinde gönlünün, zihninin, aklının anlıyabileceği, algılayabileceği, duyabileceğı, duyumsayabileceği bir dille kendine ve Rabbine seslenmekti.
"Ne dediğinizi bilinceye kadar sarhoşken namaza yaklaşmayın........(Nisa 43)" şeklinde devam eden ayeti kerimede önemli olanın ANLAMAK olduğu bize söylüyor.
NE DEDİĞİNİ BİLMEK olduğunu bize söylüyor
sözler GÖNLÜMÜZDE yankılanmalı
sözler ZİHNİMİZDE yer bulmalı
sözler AKLIMIZA takılmalı
sözler KALBİMİZE işlemeli
Namaz hareketlerden ibaret değildir, Namaz aynı zamanda
SÖYLEMEKTİR
NE SÖYLEDİĞİNİ BİLMEKTİR
KONUŞMAKTIR
NE KONUŞTUĞUNU BİLMEKTİR
DEMEKTİR
NE DEDİĞİNİ BİLMEKTİR
İSTEMEKTİR
NE İSTEDİĞİNİ BİLMEKTİR
DUA ETMEKTİR
NE İÇİN DUA ETTİĞİNİ BİLMEKTİR
ARAPÇA BİLMİYORSANIZ NASIL BİLECEKSİNİZ?
ALLAHIN NİSA 43 AYETİNİ NASIL YERİNE GETİRECEKSİNİZ?
ALLAH SİZİN ARAPÇA BİLMEDİĞİNİZİ BİLMİYORMU?
ALLAH SİZİN KAVMİNİZİ DİLİNİZİ YARATAN DEĞİLMİ?
ALLAH KURANI ARAPÇA İNDİRDİ, NAMAZDA KIRAATI ARAPÇA, KURANCA YAPIN
ANCAK DUALARI NE DEDİĞİNİZİ BİLEREK YAPIN.
DUA DAVET DEMEKTİR, ÇAĞRI DEMEKTİR, ÇIĞLIK DEMEKTİR.
ALLAH AŞKINA, ALLAHI NEYE DAVET ETTİĞİNİZİ BİLİN!...
NAMAZ ZATEN DUADIR, SALATIN ANLAMI ZATEN DUADIR
Esselamu aleyna
4 haziran akşam namazı - FATİHANIN ZİHNİ İNŞASI 2
FATİHANIN ZİHNİ İNŞASI - 2
Fatiha Allahla aramızda bir bağ/bağlantı kurar

Besairul kuran isimli tefsirinde Ali küçük bu bağlantıyı şöyle açıklar;
Besmele çok çeşitli fonksiyonlara sahip bir muammadır.
Besmele bizim dilimizde koruyucu bir melektir âdeta. Bir türlü dilimizden düşürmeyiz onu. Çin’den gelmiş çok kıymetli bir vazo. Bir yere koyarken besmele, silerken kırılmasın diye besmele. Yemek yerken şeytanı yediğimize ortak etmemek için besmele, az yemek için besmele, doymak için besmele. Ticaretle uğraşıyorsak müşteri bol olsun, kazancımız iyi olsun diye dükkanın kapısını açarken besmele, aman hırsız girmesin diye kapatırken besmele. Para sayarken aman yanlışlık yapmayalım diye besmele. Tehlikeli bir iş yaparken besmele, ampulü takarken, sökerken aman elektrik çarpmasın diye besmele, bes-mele, besmele. Âdeta koruyucu bir melek gibi onu dilimizden hiç düşürmeyiz. Hattâ bazılarına göre iyi bir besmele çekersen suda yürür, gökte uçarsın. Besmele sadece bu işler için kullanılıyor bugün. Onun bizim hayatımızdaki fonksiyonu işte bu kadar basitleştirilmiş.
Halbuki besmelenin bizim hayatımızdaki mânâsı ve rolü bu kadar basite indirilmemeliydi. Çünkü besmelenin bizim hayatımızda taşıdığı çok daha büyük fonksiyonları vardı.
Besmeleyi biraz tanımaya çalışalım inşallah.
Hani demin söylemiştim; Hz. Ali Efendimiz der ki:
"Kur’ân’ın tamamı Fâtiha’da, Fâtiha’nın tamamı besmelede, besmelenin tamamı da (B) harfin de toplanmıştır.”
Her gün, her namazımızda defalarca okuduğumuz ve âlimlerimizin beyanıyla Kur’an’ın tamamını içine alan bu besmelenin “B” harfi nedir acaba?
“B” harfi Türkçe’de “ile” mânâsına gelen bir bağlaçtır.
Arapça’da bunun adına “ilsak” denir.
Bir konuşmada, bir yazışmada “ile” kelimesini gördüğümüz veya duyduğumuz zaman he-men anlarız ki, iki taraf var ve bu iki taraf arasında bir ilgi, bir bağ, bir münâsebet kuruluyor.
Meselâ “Hasan ile Tahir” ifadesinde, bu “ile” bağlacını görünce hemen iki taraf arasında, yâni Hasan ile Tahir arasında bir alâkanın, bir münâsebetin kurulduğunu anlarız.
Bu cümle nasıl tamamlanırsa tamamlansın fark etmez. Hasan ile Tahir Afganistan'a gittiler, veya beyaz giyinmişler gibi. İşte bu “İle” kelimesiyle ikisi arasında bir münâsebetin kurulduğunu anlarız.
Biz Besmelenin daha “B” harfine başlarken, “Bi” ”İle” derken hemen iki taraf olduğunu ve bu iki taraf arasında bir münâsebetin kurulduğunu görürüz.
Peki kimle kim arasında bir münâsebettir bu?
Allah ile kul, âbid ile Mâbûd, Rab ile âbid arasında bir münâsebet.
Allah ile kul arasında bir ilişki kuruluyor.
Peki nedir bu münâsebet?
Kulluk münâsebeti, ubûdiyet ve rubûbiyet münâsebeti.
Demek ki Besmele
Allah’la kulun irtibatının beyanı,
Rab ile âbid arasındaki kulluk mukavelesidir.
Başka bir ifadeyle Allah’la kul arasındaki program maddelerinin tespitidir.
Yâni bir mü'min besmelenin daha “B” harfine başlarken şunu demektedir:
Ya Rabbi! Şu anda
senin adına,
senin namına,
senin için,
sen istediğin için,
senin benim hayatıma aldığın kulluk maddelerinden birini söyleyeceğim veya yapacağım demektedir.
İnsan ya konuşmaya başlarken, ya da bir iş yapmaya başlarken besmele çeker. Meselâ ben burada konuşmaya başlarken besmele ile başladım.
Bu şu demektir: Ben Allah adına, Allah hesabına, Allah namına bu işi yapmaya başlıyorum. Ya Rabbi! Ben şu anda senin namına, senin hesabına, senin adına konuşuyorum. Yâni yapacağım bu konuşmayı yapmamı sen benden istediğin için, bunları konuşmamı kulluk maddesi olarak benim hayatıma sen aldığın için konuşmaya başlıyorum. Çünkü Allah’la kul arasındaki bu kulluk maddelerini tespit eden kimdir?
Bunu da hemen Besmelenin ikinci kelimesinden anlıyoruz ki “Bismillah” Allah adına.
4 haziran ikindi namazı - abdesti son abdestinizmiş gibi alın bugün
abdestiniz eğer son aldığınız abdest olsaydı o abdesti nasıl alırdınız?
diyelim ki, bir savaştasınız ve belkide son abdestinizi alıyorsunuz
neler düşünürdünüz ellerinizi yıkarken?
neler hissederdiniz ağzınızı burnunuzu yıkarken?
yüzünüzü yıkarken bir daha hiç yıkayamayacağınızı biliyorsanız nasıl yıkardınız?
tövbeler edermiydiniz geçmişinize yönelik?
yeminler edermiydiniz geleceğinize yönelik?
kendinize ne sözler verirdiniz?
Allaha ne sözler verirdiniz?
savaş meydanına tertemiz mi varmak isterdiniz?
ölüme abdestli varmak istermiydiniz?
o zaman gerçek abdest alırmıydınız?
tövbe ya Rab, affet Allahım diyerek
gönlünüzü, zihninizi, geçmişin izlerini, geleceğinizi temizlemeye çalışırmıydınız?
büyük savaşın nefsle savaşmak olduğunu söyleyen bir peygamberin ümmetiyiz
insanlar gibi kalplerde ölebilir
kalpler abdestsizlikten ölebilir
kalpler kirden ölebilir
kalpler temizlenememekten ölebilir
kalpler pas tutabilir(83/14), kir kabuğu ile kaplanabilir(2/88),
kalpler kilitlenebilir(47/24), kalpler taş kesilebilir(2/74)
kalbinize can suyu olsun abdestleriniz
abdesti son abdest gibi almak kolay değildir
eğer abdestinizi son abdest gibi almakta zorlanıyorsanız
abdestinizi abdest gibi almak zorunuza gidiyorsa
bu gerçekten son abdestiniz olabilir
belkide bundan sonra abdest almayabilirsiniz
alamayabilirsiniz değil almayabilirsiniz
kalpleriniz taş kesilirse, su geçirmez hale gelirse
bu gerçekten son abdestiniz olabilir
abdesti yitiren namazı yitirir
namazı yitiren irtibatı yitirir
irtibatı yitiren kendini yitirir
kendini yitiren imtihanı yitirir
Etkin.Z
4 haziran öğle namazı - haydi göster ellerini

Bugün öğle namazında ellerini böylesi bir çocuk masumluğunda Rabbine Allaha gösterdiğini düşün, kaldır ellerini ve Rabbine gülümse
De ki; İşte Allahım, Bak!...
Emrettiğin gibi, bir abdest aldım.
Bizi tertemiz yapmak istediğini biliyorum.
Ellerimdeki gönlümdeki zihnimdeki kirleri temizledim de geldim.
Ne varsa kerih gördüğün, kötü gördüğün bıraktım attım da geldim.
Eğer şüphen varsa, ellerin kirliyse otur seccadeye
ve düşün
ve düşün
ve düşün
gerçekten ama gerçekten Rabbine kulmusun?
yoksa ellerini temizleyemediklerinin kulumusun?
yoksa yenildinmi? kaybettinmi? düştünmü şeytanın tuzağına?
çıkmak istemiyormusun tuzaktan?
kalıcımısın, berabermisin "gayril magdubi aleyhim" de olan "dalal"dakiler ile?
kalıcımısın, berabermisin "Allahın öfkelendikleri" ile "şaşkınlar, azgınlar, sapkınlar, bozuklar, kopuklar" ile?
yoksa temizlenmek ve sıratı müstakime çıkmak mı istiyorsun?
gerçekten hidayet etmesini istiyormusun Allahın seni sıratı müstakime?
verdin mi kararını?
O halde kalk Allahın emrettiği gibi bir abdest al
kanasın kanarsa, acısın acırsa,
çek ellerini, sıyrıl, ayrıl, kır, kopar, kaç, kurtul
Bir devrim yap içinde, devir içindeki putları, temizle ellerini
çık seccadenin üstüne, tebessüm et, Allahım senin yolunu seçtim de
ve göster ellerini tertemiz rengarenk çiçek açmış nurlanmış
İşte Rabbim de. İşte ELLERİM!...
ben geldim, ben asıl şimdi geldim
HİÇ BİR ŞEY SENDEN BÜYÜK DEĞİLDİR EN BÜYÜK SENSİN
ALLAHU EKBER de ve
.......
Esselamu aleyna
3 Haziran 2011 Cuma
4 haziran sabah namazı - haydi itiraf et
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Kulun Rabbine en yakın olduğu hal secde halidir. İşte bu sebeple secdede çok dua etmeye bakın!”
Müslim, Salât 215.
Yine Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem secdede şöyle dua ederdi:
“Allâhümmağfirlî zenbî küllehû, dikkahû ve cillehû, ve evvelehû ve âhirehû, ve alâniyetehû ve sirrehû: Allahım! Günahımın hepsini, küçüğünü, büyüğünü, öncesini, sonrasını, açığını, gizlisini bana bağışla!”
Müslim, Salât 219.
Bu namazda secdeyi bir itiraf makamına dönüştürelim,
Bilindiği gibi hristiyanlar kimselere diyemedikleri bir takım günahlarını, suçlarını papazlara itiraf ederler, pişmanlıklarını dile getirirler, tövbe ederler, bu onlara psikolojik bir rahatlama ile birlikte ruhlarını yenileme, yeniden dirilme, ayağa kalkma fırsatı sunar.
Müslümanlarda bu tür günahların gizlenmesi esastır, bu tür günahları sadece Allaha itiraf edebiliriz, secdede bize böyle bir fırsat sunuyor, kimselere diyemediklerini Allaha anlatabirilsin, zaten O biliyor, Ona sığınabilirsin, Ondan af dileyebilirsin, Pişmanlığını ona anlatabilirsin, kimseler inanmaz belki pişmanlığına ama O senin kalbini biliyor, Eğer samimiysen O bunu anlar, Böylesi anlarda seni tek anlayacak Odur, Yeniden dirilme fırsatını sunar, Tövbeleri kabul edendir O, Tövbe edeni sevendir O, Eğer varsa henüz, hala tövbe etmediğin suçun bugün ona bir son ver, onu öldür sen diril, secdeden dirilerek kalk, kıyam et, kıyama kalk, dimdik dikil artık, çünkü O biliyor, O Affetti, O seviyor, Tertemizsin artık.
Esselamu aleyna
3 haziran yatsı - lebbeyk Allahumme lebbeyk
Hacda bir takım şartları yerine getirdikten sonra "Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerike leke, lebbeyke inne´l-hamde ve´n-ni´mete leke ve´l-mülk, la şerike leke." şeklindeki telbiye sesli şekilde getirilerek ihrama giriyoruz. Telbiye, yol boyunca, vasıtaya binerken,inerken, tepeleri aşarken, kalabalıklar birbirleriyle karşılaştıklarında söylenir
"Geldim Allah´ım geldim, Sen çağırdın ben geldim. Emrindeyim,Huzurundayım, senin ortağın yok. Sana yönelmişim,Emrine amadeyim hamd de senin nimet de senin, mülk de... Senin ortağın (ve benzerin) yok."
şeklinde çevrilebilir, Lebbeyk farklı anlamları içeren bir kelime
Lebbeyk arapca "sana geldim", "huzurundayim", "cagirdin, geldim" "buyurunuz, emir sizindir efendim", "emrinize amadeyim", "buradayım " anlaminda bir unlemdir.
Bugün abdest aldıktan sonra namazı evde kılacaksak seccadeye giderken telbiye getirerek, geldim Allahım geldim, işte buradayım, sen çağırdın ben geldim, Emrindeyim, Huzurundayım anlamına gelen kelimeleri sesli söyliyerek gidelim, camiye gideceksek camiye kadar sessizce içimizden söyliyerek gidelim.
Namazı bu haleti ruhiye içinde kılalım
Lebbeykin öyle güzel bir anlamı varki belkide her namazdan önce okumak lazım, belkide her namazın içinde okumak lazım.
Esselamu aleyna
3 haziran akşam - fatiha sana farkını hatırlatıyor
FATİHANIN ZİHNİ İNŞASI 1
Bizi doğru yola ilet; kendilerine nimet verdiklerinin yoluna. Gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil.
Fatiha suresinde Rabbimiz bize dua etmeyi öğretirken bize diğer canlılardan farkımızıda şerefimizide öğretmektedir
bu konuya Yeni anlayışın ışığında isimli tefsirinde müfessir Bayraktar Bayraklı şöyle değiniyor;
Bütün varlıkları yaratan Allah, kimilerine vazifesini, kimilerine de gideceği doğru yolu göstermiştir, ki buna hidayet denmektedir. Bu ise, eğitimin "kendisidir.
Yüce Allah'ın hidayet etmesi/doğru yola iletmesi, rab sıfatının kapsamına girmektedir. 'Yaratıcı' sıfatı ile 'hidayet edici' sıfatı, rab sıfatından doğmakladır. Rab sıfatı, her ikisini de kapsayacak kadar geniş bir faaliyet alanına sahiptir. Hidayet etme ile rablığın ilişkisini şu şekilde ifade etmek mümkün-:ur: Allah sadece yaratma kalmayıp aynı zamanda yarattıklarına yolunu ve vazifesini de göstermekte; onları asla başıboş bırakmamaktadır. Daha açık ifade ile Allah iki tür varlık yaratmıştır: Akıl sahibi olan varlık ve akıldan yoksun olan varlıklar. Akıl sahibi varlıkları, akıllarını, düşünme ve yeteneklerini kullanma kabiliyeti vermek suretiyle hür ve irade sahibi kılmıştır ve iradenin yanlış yolda kullanılabileceğinden ötürü de onlara kitaplar ve peygamberler vasıtasıyla hidayet yolunu da göstermiştir. Akıl vermeyip mesul tutmadığı varlıklara da vazifesini gösterip öğretmiştir. Bu nedenle rab sıfatı içerisinde hem yaratma, hem de yol gösterme anlamı vardır.
müfessirin dediği gibi Allah bizi vazifelendirebilirdi,
Cabbar sıfatı ile cebr ile bize kulluk yaptırabilirdi,
vazifemizi program olarak genlerimize yükleyebilirdi,
fakat bunu yapmayıp sadece doğru yolu göstermiş
ve irademizi/seçme yeteneğimizi kullanmamızı istemiştir.
Bu bir insana verilebilecek en büyük değerdir.
Allah insana güveniyor, doğru yolu bulabileceğine inanıyor, İnsana değer veriyor, her namazda her fatihada bunu insana hatırlatıyor, iki yolu hatırlatıyor, seçme yeteneğini hatırlatıyor, farkını hatırlatıyor.
Bu akşam namazda bu farkı algılayarak, yaşıyarak, seçimimizi gerçekten yaparak kılalım namazı
2 Haziran 2011 Perşembe
3 haziran ikindi - namazda namazlara EL-FAAATİHAAA demiyelim
Namaz temizlenmek niyeti varsa bizi temizleyebilir, temizlenmek niyeti olmayan bir namaz işlevsizdir, bir oyun, bir aldatmacadan ibarettir.
Namazın başlangıcı abdesttir
Abdest temizlenmek niyeti varsa bizi temizleyebilir, temizlenmek, günahlardan arınmak, günahlara sadece bir namaz miktarı dur namazdan sonra devam edicez gibi bir niyetle alınan abdest işlevsizdir, bir oyun, bir aldatmacadan ibarettir.

Namazın başlangıcı abdesttir
Abdest temizlenmek niyeti varsa bizi temizleyebilir, temizlenmek, günahlardan arınmak, günahlara sadece bir namaz miktarı dur namazdan sonra devam edicez gibi bir niyetle alınan abdest işlevsizdir, bir oyun, bir aldatmacadan ibarettir.
eğer diriltmiyorsa sular
eğer durultmuyorsa sular
eğer doğrultmuyorsa sular
ölü yıkayıcılığıdır yaptığımız
eğer can suyu olmamışsa
rahmet H2O ya dönüşmüşse
ve abdestiniz abdest olmamışsa
ölü doğmuştur namazlarımız
şimdi buyrun
kendi cenaze namazımıza
ölü namazlarımıza
el-fatiha diyebiliriz
gönül rahatlığıyla!...
Etkin.Z

eğer durultmuyorsa sular
eğer doğrultmuyorsa sular
ölü yıkayıcılığıdır yaptığımız
eğer can suyu olmamışsa
rahmet H2O ya dönüşmüşse
ve abdestiniz abdest olmamışsa
ölü doğmuştur namazlarımız
şimdi buyrun
kendi cenaze namazımıza
ölü namazlarımıza
el-fatiha diyebiliriz
gönül rahatlığıyla!...
Etkin.Z

3 haziran öğle - namaza LA İLAHE İLLA ALLAH ile başlamak
"Matlup olan; namaza, "Allahu ekber" lafzıyla başlanmasıdır. Mamafih namazın sahih olması için, Cenâb-ı Hakk'ı ta'zime delâlet eden herhangi bir lafızla başlamak da yeterlidir. Meselâ Sübhanellah" veya "lâilâhe illallah" yahut "Allahü rahımün" ya da "Allahü kerimün" vb. lafızlardan biriyle iftitah yapılabilir. "Eûzü billâh", "Lâ havle ve lâ kuvvete illa billâh" ya da "Estağfirullah" lafızları tamamen tazime delâlet etmediği için "iftitah tekbiri" yerine bunlardan biri söylenecek olursa, namaz sahih olmaz. Çünkü bunlarda talep manası mevcuttur." denmektedir.
Bugün namaza başlarken Allahu Ekber yerine LA İLAHE İLLA ALLAH diyerek başlıyalım
LA İLAHE (yani ilah/tanrılar yoktur) diyerek ellerimizi kaldırdığımızda hayatımızdaki bütün putları kırdığımızı, kovduğumuzu, ellerimizin tersiyle iteklediğmizi düşünelim,savulun, çekilin başımdan dediğimizi düşünelim, çünkü birazdan İlla Allah diyeceğiz, Allahla buluşacağız, yalnızca Allah diyeceğiz.
İLLA ALLAH (yani ilah olarak yalnızca Allah vardır) diyerek Allahın huzurunda ellerimizi bağlayıp başımızı öne eğerek önünde saygıyla durduğumuzu düşünelim, ellerimizle kendimizi sahte putlardan koruma altına aldığımızı düşünelim, sahte putların önünden bir çocuğu tehlikeden kaçırır gibi ellerimizle kaçırdığımızı düşünelim
Namazın sonrasında da verdiğimiz söze sadık kalarak, yaşantımızda Allah ile diğer putlarımızın arasında kaldığımızda diğer putları itekleyerek Allahla beraber olmayı seçelim. Namaza başlarken hangi ilahlarımıza LA İLAHE diyoruz düşünelim, para, mal, mülk, makam, sevgili, ev, araba, vb vb bizi İLLA ALLAH demekten ne alıkoyuyorsa, bizi Allaha rest çekmeye ne götürüyorsa, çokça bilinen kıssadaki gibi (günahı) İSTER YAZ İSTER YAZMA dedittiren hal ne ise, Namazda onlara LA İLAHE diyelim namaz sonunda da öyle kalalım.
3 haziran sabah - Allahı görüyormuş gibi namaz kıl bugün
"İhsan senin Allah’ı görüyor gibi O’na kulluk yapmandır; sen O’nu görmesen bile O seni görüyor"
Bir hadisi şerifte İhsan böyle tarif edilmiştir.
İhsan: İf’al babından ahsene fiilinin mastarıdır. Aslı hüsündür. Hüsün Kubhun zıddıdır. Yani Kubuh çirkinlik, hüsün de güzellik manasınadır. İhsan harfi cerli ve harfi cersiz olmak üzere iki türlü müteaddi’ olur. Burada harfi cersiz kullanılmıştır; ve İHSAN; güzel ibadet etmek, Allah’ın hakkına riayet, onu murakabe manasına gelmiştir.
1 Haziran 2011 Çarşamba
2 haziran yatsı - namaz tesbihi
Manevi bir namaz tesbihinin danesi olduğunu düşün
Namaz bir iptir bizi birbirimize bağlıyan
Ellerimizi bağladığımızda birbirimizede bağlanırız
ve fatihayı BEN diye değil BİZ diye okuruz
sıratellezine enamte aleyhim derken
bizi birbirimizden ayırma deriz
Namazdır bizi BİZ eden
Her biri Allah Allah diyen
Tesbih daneleri gibi dizen
Eğer namaz yoksa tesbih tanelerini birbirine bağlıyan ip de yoktur
Namazdan kopan, ipi kopan tesbih taneleri gibi dağılır
BİZ den ayrılır gayril mağdubi aleyhime doğru yol alır
Allahın ipine topyekün sarılın, Ve parçalanmayın
2 haziran akşam - at kendini secdeye

"Namaza başlarken abdest alırsın
abdest alırken düşün ki ölmüşsün ve seni yıkıyorlar
yani guslunu aldırıyorlar
sonra abdest alıp namaza duruyorsun namaza gidiyorsun
bunu şöyle düşün
düşün ki öldün sana guslunu aldırdılar ve gömdüler
sonra melekler geldi
ve seni aldılar kabirden
Allahın huzuruna çıkarmak için
iki melek yanında
ve mahkeme-i kubraya getiriyorlar
oraya girince huzura durunca
Allahın azameti karşısında tekbir getiriyorsun
Allah en büyüktür diyorsun
namaza başlama tekbiri yani
onun azameti karşısında bu agzından dökülüyor
sonra ona hürmet olarak ellerini önünde bağlıyor
el pence duruyorsun
başın önünde
bakamıyorsun ona
bu arada
tüm herkes orda
dünyaya gelip gitmiş herkes
bütün insanlar
annen baban, ailen
akrabaların, komşuların, dostların, arkadaşların
seni tanıyan tanımayan herkes orada
huzurda
Allah orada, melekler orada, bütün insanlık orada
tüm insanlar
ve sen huzurdasın
iki melek ın emri ile senin defterini çıkarıp okumaya başlıyor
dünyada yaptıklarını yapmadıklarını
gizlediklerini
günahlarını, ayıplarını, suçlarını
her şeyi okumaya başlıyor
bütün insanlar bunu duyuyor
annen baban akrabaların, komşuların, arkadaşların hhepsi sana bakıyor
sen kahroluyorsun
utanıyorsun
çünkü herşey ortaya dökülüyor
her şey açıklanıyor
her şeyini öğreniyor insanlar
gizlediklerini, günahlarını, yaptıklarını
ölüyorsun, kahroluyorsun, ağlamaya başlıyorsun
ve dayanamıyorsun artık
yüzünü gizlemek için eğiliyorsun
rükuya gidiyorsun yani
yüzünü gizliyorsun kimse görmesin seni diye
melekler kalk diyor ve dinle
bunlar senin yaptıkların diyor
sen ister istemez kalkıyorsun
ve tekrar okunmaya başlanıyor yaptıkların
artık ayakta kalacak mecalin kalmıyor
tanıdıklarının yüzüne bakamıyorsun
en önemlisi de Allahın karşısında dayanamıyorsun
ve kendini yere atıyorsun
secdeye
yüzünü gizliyorsun
ellerinin arasına alıyorsun
ve ağlıyorsun
kimsenin görmesini istemiyorsun seni
yüzünü yere atıyrosun
melekler yine dürtüyorlar seni
kalk diyrolar doğrul
yüzünü kaldırıyorsun ama doğrulamıyorsun
o mecali bulamıyorsun kendinde
yine okunmaya başlayınca yine atıyorsun kendini secdeye
yüzünü yine gizliyorsun
kahrolup duruyorsun
melekler bu kez seni zorla ayağa kaldırıyorlar
ve dinle diyorlar...
her rekatta her namazda böyle düşünün arkadaşlar "
alıntıdır.

2 haziran ikindi - her zaman abdestli olmak
Bu ikindi namazını böyle bir abdestle kılalım

Sıkılıyoruz, bunalıyoruz ve kurtulmak için çareler arıyoruz. Halbuki “Mutluluk Kitabı” başucumuzda; lakin ona uzanmaktan aciz kalmışız.
Peygamber Efendimiz (sas), sıkıntı anlarında, öfkeli zamanlarında ümmetine kurtuluş reçetesi sunmuş: Abdest almak.
Bu çağrıya bazı sahabiler, alimler, Osmanlı padişahları öylesine uymuş ki, abdestsiz iş yapmaz, adım atmaz olmuşlar.
Cennet ayakları altına serilen anneler dahi uymuş bu güzel tavsiyeye. Hatta içlerinden çocuklarını abdestsiz olarak bir kere bile emzirmeyenler çıkmış. Onların bu hassasiyetleri hep yüce ruhlu insanları dünyaya getirmelerine vesile olmuş.
Peygamberimiz (sas)’in, ümmetini devamlı abdestli olmaya teşvik eden pek çok hadislerinden iki tanesi şöyledir:
“... İç ve dış temizliği tam yaparak devamlı abdestli olmaya ancak mü’min riayet eder.”,
“Kim abdestli olduğu halde abdest tazelerse, Allah (cc), bu sebeple ona on misli sevap yazar.”
Hepimiz biliyoruz ki abdest bizi namaza, namaz da Allah’a ve Rasulü’ne götürür.
Allah’a ve Rasulü’ne yakın olan insan da bilinçli olarak günah işlemez.
Mü’min için bundan daha büyük bir mutluluk olur mu?
Çoğumuz anne babayız ya da anne baba adayı, eğer hem kendimiz hem de evlatlarımızın, Efendimiz (sas)’in istediği insanlar olmasını istiyorsak küçük gördüğümüz aslında çok büyük olan noktadan başlamalıyız işe.
Hem öyle başlamalıyız ki, bundan sonra abdestsiz hiçbir anımızın olmamasına özen gösterecek şekilde.
Peki sürekli nasıl abdestli olalım?
İşte bizden bir teklif, kendi imkanlarınızı düşünüp farklı yollar da siz bulun: Tuvalete giriyoruz ve çıktıktan sonra ellerimizi ve ayaklarımızı yıkıyoruz. Bunun yanında yüzümüzü, kollarımızı da yıkasak, iki dakika bile sürmeyecek olan bir abdest alsak güzel olmaz mı?
Evimizden ya da işyerimizden ayrılırken abdest alarak çıksak, hatta abdestli olarak yatağımıza girsek Allah (cc) ve Rasulü (sas)’nün hoşuna gitmez mi? Karar sizin? Unutmayalım ki ölümün bizi nerede ve nasıl beklediği belli değil. İyisi mi, biz onu her yerde ve her zaman abdestli bekleyelim. Rabbimizin huzuruna abdestli olarak varmak az şey mi?
alıntı

Sıkılıyoruz, bunalıyoruz ve kurtulmak için çareler arıyoruz. Halbuki “Mutluluk Kitabı” başucumuzda; lakin ona uzanmaktan aciz kalmışız.
Peygamber Efendimiz (sas), sıkıntı anlarında, öfkeli zamanlarında ümmetine kurtuluş reçetesi sunmuş: Abdest almak.
Bu çağrıya bazı sahabiler, alimler, Osmanlı padişahları öylesine uymuş ki, abdestsiz iş yapmaz, adım atmaz olmuşlar.
Cennet ayakları altına serilen anneler dahi uymuş bu güzel tavsiyeye. Hatta içlerinden çocuklarını abdestsiz olarak bir kere bile emzirmeyenler çıkmış. Onların bu hassasiyetleri hep yüce ruhlu insanları dünyaya getirmelerine vesile olmuş.
Peygamberimiz (sas)’in, ümmetini devamlı abdestli olmaya teşvik eden pek çok hadislerinden iki tanesi şöyledir:
“... İç ve dış temizliği tam yaparak devamlı abdestli olmaya ancak mü’min riayet eder.”,
“Kim abdestli olduğu halde abdest tazelerse, Allah (cc), bu sebeple ona on misli sevap yazar.”
Hepimiz biliyoruz ki abdest bizi namaza, namaz da Allah’a ve Rasulü’ne götürür.
Allah’a ve Rasulü’ne yakın olan insan da bilinçli olarak günah işlemez.
Mü’min için bundan daha büyük bir mutluluk olur mu?
Çoğumuz anne babayız ya da anne baba adayı, eğer hem kendimiz hem de evlatlarımızın, Efendimiz (sas)’in istediği insanlar olmasını istiyorsak küçük gördüğümüz aslında çok büyük olan noktadan başlamalıyız işe.
Hem öyle başlamalıyız ki, bundan sonra abdestsiz hiçbir anımızın olmamasına özen gösterecek şekilde.
Peki sürekli nasıl abdestli olalım?
İşte bizden bir teklif, kendi imkanlarınızı düşünüp farklı yollar da siz bulun: Tuvalete giriyoruz ve çıktıktan sonra ellerimizi ve ayaklarımızı yıkıyoruz. Bunun yanında yüzümüzü, kollarımızı da yıkasak, iki dakika bile sürmeyecek olan bir abdest alsak güzel olmaz mı?
Evimizden ya da işyerimizden ayrılırken abdest alarak çıksak, hatta abdestli olarak yatağımıza girsek Allah (cc) ve Rasulü (sas)’nün hoşuna gitmez mi? Karar sizin? Unutmayalım ki ölümün bizi nerede ve nasıl beklediği belli değil. İyisi mi, biz onu her yerde ve her zaman abdestli bekleyelim. Rabbimizin huzuruna abdestli olarak varmak az şey mi?
alıntı
2 haziran öğle - işitmedikleri halde işittik diyenler gibi olmayın
NİSA 43 ŞÖYLE BAŞLIYOR
Ey inananlar, namaza yaklaşmayın ne söylediğinizi bilmeyecek kadar sarhoşken
ENFAL 20-22 AYETLER
Ey iman edenler Allah'a ve Resulü'ne itaat edin Isitip durdugunuz halde onun emirlerinden yüz çevirmeyin!
Ve isitmedikleri halde "isittik" diyenler gibi olmayin!
Çünkü yeryüzünde dolasan canlilarin Allah katinda en kötüsü anlamayan ve düsünmeyen sagirlarla dilsizlerdir
Namazda ne dediğinizi biliyorsanız, yani gerçek bir namaz kıldıysanız, Fatihayı namazda size okutturanın da Allah olduğunu biliyorsunuz demektir.
Fatihayı kendiniz okuduğunuza göre muhakkak işitmişsinizdir.
O halde bugün sakın sıratı müstakimden ayrılmayın, veleddalinden (şaşanlardan, haddi aşanlardan, kopanlardan, bozulanlardan olmayın, onlarla aranızı ayırın)
Eğer yapmıyorsanız enfal 20-22 ayetlerin muhatabı olacağınızı bilin
Bugün öğle namazını bu bilinçle kılalım
2 haziran sabah - kaçan bir sabah namazının ardından
Yaşamak “bir daha” değil…
Gözlerimi açtım. Yapışkan göz kapaklarının ardında uyuşuk bir bedenin içinde buldum kendimi. Gün doğmuştu. Sabahın tazeliği kaybolmuştu. Seher vaktinin çiğleri kurumuştu. Fecrin cıvıltıları susmuş, şehir homurtuları başlamıştı. Güneş benden önce uyanmıştı.
Nasıl da imrenirim böylesi vakitlerde, güneşin henüz doğmadığı yerlerde olanlara. Şimdiki pişmanlığımı alıp yanıma, Atlas Okyanusu’nun ucunda bir ıssız adaya atmak isterdim kendimi. Henüz güneşin doğmadığı o yerde, heyecanla sabah namazı vaktini bekleyenlerden olmak için neler vermezdim. Şimdi haritanın o yerinde olmakla, öylesine tatlı bir bekleyişin kahramanı olacaktım ki.. Öylesine kârlı bir secdenin eşiğinde duracaktım ki.. Öylesine derin bir huzurun eşiğine baş koyacaktım ki…
Kaçırdım. Bir daha yetişemeyeceğim kadar uzakta artık bugünün seher vakti. Hüsran.. “Göçtü kervan, kaldık dağlar başında…” Sofra kaldırıldı. Dostlar dağıldı. Kutlu alışveriş tezgâhı toplandı. Gül tazeliğini yitirdi. Kuşlar lâl oldu. Bir daha içinde var olamayacağım o vaktin. Asla o vaktin secde edeni olamayacağım. Herkesi uykuda bırakıp alnını sonsuz bir uyanıklıkla secdeye koyanlara eşlik edenlerden sayılmayacağım. O vaktin uyanığı yazılmayacağım ebediyen. Geç kaldım. Sanki şimdi vaktin sahtesine kaldım. Sanki varlığın kucağından kovuldum. Üvey oğluyum vaktin.
Sığlaşıyor her şey. Kazaya uğruyor namaz. Secde uzağında kalıyor alnımın. Seccadem beni tanımıyor gibi. Gövdemin değdiği yerler soğuk. Çırpındıkça yanan bir pervane gibi yüreğim. Coştukça kül oluyor. Yakınlık vaad etmiyor hiçbir köşe.
Bir yanım ağlıyorken, diğer yanım susturmaya çalışıyor. Bir yanım kanarken, diğeri kabuk bağlıyor. Savunmam hazır: “Bir sabahı kaçırmaktan ne çıkar? Nasılsa, dün kaçırmamıştın. Önceki gün de. Bu sabah olmadıysa, yarın sabah var.. Üzülecek ne var!” Ama “hayatımın olayı bu” diyor içimden daha cılız bir ses. “Ya şimdi ya hiç…”
“Şimdi” o kadar sahici ki, “sonralar” da “önceler” de hiçe iniyor onun sahiciliği karşısında. Şimdi diye bildiğim dünün kopyası değil. Şimdi diye yaşadığım yarının gölgesi, müsveddesi, denemesi değil. Bana “bugün”ümü veren, hiç yoktan veriyor. Hiç ummadığım halde veriyor. Hiç hak etmediğim halde hediye ediyor. “Bugün dünkü nefeslerinin kopyasıyla idare et!” demiyor. “Bugünlük kalbini durduruyorum, dün ve önceki günler çalıştırdığım yeter!” demiyor. Bugün, yine ama yeniden çalışıyor kalbim. Kanım terütaze bir heyecanla dolanıyor. “Yarın nasılsa sana rızık vereceğim, bugünkü suyunu, ekmeğini, nefesini yarına erteliyorum. Bana biraz vade tanı.” demiyor. “Günlerce baktın gözlerinle, bugün de görmesen ne çıkar!” sıradanlığıyla muhatap olmuyor bana. Bugün de ilk defa görüyorum. Dün de ilk defa gördüm. Yarın da ilk defa görüyor olacağım.
Bugün dudağım orijinal. Dünkü dudağın noter tasdikli fotokopisi ile konuşmuyorum. Bugün yüzüm tap taze. Yarın da yüzüm olacak nasılsa diye, yüzümü aynalardan sakınmaya kalkmıyorum. Bugün sözüm yine bi’tane. İlk defa konuşuyorum. Bugün parmaklarım olması gereken yerde. Eskiz değil parmak uçlarım. Deneme yanılma ile ayar ediyor değilim sözlerimi. Eğreti değil saçlarım. İlk defa olurcasına taze. Bir defalığına olurcasına sıra dışı. Bir daha hiç gelmeyecekmiş gibi-ki gelmeyecek-olağanüstü ve özenli. Hep yine. Hep yeni. Hep yeniden.
Göğün altında biricik varlığım. Her an, el üstünde tutuluyorum. Her an, özenilmiş bir varlığın göğsüne ağırlanıyorum. Her saat başı başköşeye oturtuluyorum. Yedekte bekletilmiyorum. Asil ve özgün nefesler alıp veriyorum.
Şimdi kaçırdığım, sabahlardan bir sabah değil, hayatımın biricik sabahı. Bir daha gelmeyecek. Bir daha gidilmeyecek. Bir daha tekrarlanmayacak. Gelirse ve gidebilirsem, bir başka sabahım daha olacak belki. İçinde sonsuz teşekkürle duracağım taze bir sabah. Eşiğine tanımsız bir minnetle baş koyacağım yeni bir sabah. “Bir sabah daha” değil, sadece “bir sabah..” Biricik sabah… Bi’tane sabah…
Hiç kimseye, hiçbir şeye “bir daha” muhatap olmayacağını bilerek, bir kereliğine muhatap olanlara ne mutlu. Varlığın orijinal. Yüzün orijinal. Sözün orijinal. Bakışın orijinal. Sadece bir kere. Ne daha önce oldu böylesi, ne de daha sonra tekrarlanacak. Bir kere varsın. Bir daha olamayacaksın şimdinin içinde..
Öyleyse özen borçluyum secdeye. Öyleyse, özen borçluyum sevdiklerime. Öyleyse, özen borçluyum kendime. Sadece bir kereliğine..(Senai Demirci)
31 Mayıs 2011 Salı
1 haziran yatsı - düşünceyi duaya çevirelim.
Namazın arapçası olan "Salat" kelimesi bilindiği gibi dua anlamına da gelmektedir.
Namaz kılarken bazen düşünce başka konulara kayıyor, namazdan sıyrılıyoruz,
yada vesvese denilen haller oluşuyor,
bu halde bunları namazın neresinde olursak olalım DUA ya çevirebiliriz,
düşündüğümüz konuda Allahtan yardım isteyebiliriz ya da o konudan Allaha sığınabiliriz,
yani akla gelen düşünceleri duaya çevirebiliriz
Bugün namazı böyle kılalım, akla gelen düşünceyi
kıyamda isek kıyamın sonunda,
rukuda isek rukunun sonunda
secdede isek secdenin sonunda
tahiyat oturuşunda isek oturuşun sonunda
hemen duaya çevirelim.
Düşünceye gelen konuda
Allahtan yarım isteyelim yada o konuda Allaha sığınalım.
1 haziran akşam - bu akşam seccaden seni alnından öpsün
Somurtuş ki bıçak, nara ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat.
Yalnız seccademin yününde şefkat;
Beni kimsecikler okşamaz madem;
Öp beni alnımdan, sen öp seccadem!
Necip Fazıl Kısakürek
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










